Bu sistemde Cumhurbaşkanı seçilmek için var olan seçmenden yüzde 50 artı bir oy almanın artık mecburi bir istikamet olduğunu bilmeyen yok.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ister istemez var olan tüm siyasi görüşleri bir arada tutmak gibi bir süreç izlenmek zorunda.

İşin birde TBMM ile olan durumu var.

TBMM’de şu anda 600 sandalye var.

Yani çoğunluğu sağlamak ve Cumhurbaşkanlığı makamının istediği kanun ve yasları çıkarmak için 301 yada daha fazla milletvekili ile TBMM’de temsil edilmek zorunluluğu var.

03 Kasım 2002 tarihinde yapılan ve ondan sonra yapılan tüm seçimlerde AK Partinin sandıktan birinci çıktığını hepimiz görüyoruz kabul ediyoruz.

03 Kasım 2002 tarihinde yapılan ve AK Partinin iktidarının başladığı tarih üzerinden 25 yıl geçti.

Yani tam tamına çeyrek asır.

AK Parti iktidarının başladığı 03 kasım 2002 tarihine kadar iktidara gelen parti bilemediniz en fazla iki dönem iktidarda kalıyordu.

Bu sebeple partilerde de siyaset yapmak isteyenlerde de sürekli bir değişim yaşanıyordu.

Bizde adettendir.

İktidara gelen siyasi parti yada partilerin ilk işi yukarıdan aşağıya kadar ülke genelindeki bürokratları değişirler.

İş başında bulunan bürokrasi de “Nasıl olsa şu anda iş başında bulunan parti en fazla iki dönem iktidarda kalacak, sayılı gün ben olabildiğince tarafsız davranayım” diyerek bir noktada “Devletin bürokratı” olarak işini yapmaya çalışırdı.

Hatırlatmakta fayda var.

Cumhurbaşkanlığı sistemi hayatımıza girinceye kadar, Yani parlamenter sistemde seçim takvimi başlar başlamaz görevde bulunan

-Adalet bakanı

-İçişleri bakanı

-Ulaştırma bakanı

Görevlerinden istifa ettirilir yerlerine seçim sonrası yeni hükümet oluşturuluncaya kadar “tarafız bürokratlardan” bakan ataması yapılırdı.

Yani tarafsızlık o zamanlarda en ince detaylarına kadar korunmaya çalışılırdı.

Şimdi böyle bir durum söz konusu bile değil.

Daha da kötüsü bu kadar uzun süren iktidarlarda bürokrat artık devletin değil hükümetin memuru olmak zorunda bırakılıyor.

Yine hatırlatmakta fayda var.

Parlamenter sistemde en azından üst düzey bürokrat atamalarını ilgili bakan teklif eder, Mevcut başbakan “olur” der, son noktada Cumhurbaşkanının tasdik etmesi ile bizim yıllar yılı duyduğumuz “üçlü kararname” ile yapılırdı.

Şimdi bu uygulama yok.

Daha çok gece yarısı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile açıklanan atama ve tayinler tek bir imza ile yapılıyor görevlendirmeler ve görevden alınmalar tek imza ile gerçekleştiriliyor.

Böyle bir noktada bürokratların tarafsız kalmasını beklemek zaten mümkün değil.

Zira üst düzey bir bürokrat iken gece yarısı atılan bir imza ile kendinizi nerede bulacağınız belli değil.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile ilgili olarak “ sistem çok yavaş ilerliyor bu sistem ile daha hızlı hareket edeceğiz” söylemi vardı.

Aradan geçen yıllar içerisinde bu söylemin bir işe yaramadığı da çok net bir şekilde ortaya çıktı.

Vatandaşın büyük bir çoğunluğu bürokrasiden şikayetçi.

Bürokratlar bizi dinlemiyor, bizimde İktidarın ilçe-il başkanlarını milletvekillerini bulma gibi bir şansımız yok sorunlar ile didişip duruyoruz” diyorlar.

Hal böyle olunca bürokrat iktidar partisi dışındaki siyasetçiyi asla dinlemiyor, çoğu zaman telefonlarını bile açmıyor.

Sebep açık

“Beni seçilmiş milletvekilleri değil bu sistemin sahibi Cumhurbaşkanı atadı, bu yüzden sorumluluğum halka değil bu sistemedir” diyen bir anlayış hüküm sürüyor.

Bir tarafta AK Parti ve MHP’nin 300 sayını aşan milletvekili.

Diğer tarafta o sayının altında kalan partilere mensup milletvekili sayısı.

Yani bu durumdan Türkiye’nin yarısı memnun diğer yarısı memnun değil.

Sistemin tıkanıklığı bu yüzden.

Bırakın muhalefet partilerinin milletvekillerini.

İktidar partisinin milletvekilleri bile “Hata ettik parlamenter sistemde yapılacak birkaç iyileştirme ile Türkiye yoluna daha rahat devam edebilirdi, bizde milletvekili olduğumuzu daha fazla hissedebilirdik” diyorlar.

Son derece de haklılar.

Var olan çözümlerin tamamını sahada aylarca koşturan milletvekilleri değil de, TBMM dışından Cumhurbaşkanı tarafından atanan bakanlar çözmeye çalışınca işler iyiden iyiye içinden çıkılmaz bir hale geldi.

Önümüzdeki günlerde “Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçelim” söylemini daha fazla duyacağız.

Hem de iktidar tarafından .

Zira bu sistem artık miadını doldurdu.

Herkes farkında.

Daha açık bir ifade ile “tulumbanın suyu bitti”

Bundandır karşı karşıya kaldığımız bu kadar sıkıntı.