Fenerbahçe’nin son dakikada gol yedikten sonra 2-2 biten Slavia Prag maçını ve maçtan sonra olanları hatırlayın.
O karşılaşmadan birkaç gün sonra 1-0 öne geçtikten sonra bu üstünlüğü koruyamayıp sahadan 2-1 mağlup ayrılan karşılaşmadan sonra olup bitenleri tekrar gözden geçirin.
En başta hoca İsmail Kartal istifa ettiğini açıkladı.
İstifa sonrası tüm yönetim kurulu üyeleri daha güzel kararlar alabilsin diye istifa mektubunu Aziz Yıldırım’a sundular.
Özellikle Göztepe yenilgisinden sonra sırtından çıkardığı sarı lacivert formayı yakan taraftar.
“Bir daha Fener maçına gelirsem” diye başlayan ve sonu en ağır küfürler ile biten şikayetler.
İlkokul üçüncü sınıfa giden kız çocuğumuzun gözyaşları içerisinde “Bir daha Fenerbahçe’yi tutmayacağım sınıftaki tüm arkadaşlarım Fenerbahçeliyim diye benimle alay ediyor” diye hepimizin içini ağlatan söylemler.
Fenerbahçe’nin Göztepe’ye kendi evinde yenildiği karşılaşmadan 4-5 gün sonra bu sefer önümüze Şampiyon kulüpler kupasında dünyanın en iyi kulüplerinden Liverpool karşılaşması geldi dayandı.
Liverpool karşılaşması için stadyuma giden, Televizyon karşısında maç seyreden, bu imkanlardan mahrum olduğu için karşılaşmayı radyodan dinlemekle yetinen ve aralarında bizimde bulunduğumuz milyonlarca Fenerbahçe taraftarının ortak beklentisi şöyleydi.
Biz Liverpool’dan daha zayıf bir takım olan Aston Villa’dan 6 tane gol yedik.
Arkasından ezeli rakibimiz Galatasaray’a yenildik.
Peşine 2-0 galip iken ve daha farklı bir skor ile sahadan ayrılacağımız Slavia Prag karşılaşmasında son dakika golü ile berabere ayrılmak durumunda kaldık.
Göztepe karşılaşmasından 1-0 galip duruma geçmemize rağmen sahadan yine 2-1 mağlubiyet ile ayrıldık.
Bu kadar yıkım sonrasında Aston Villa’dan 6 gol yediğimize göre Liverpool’dan 6 golün altında ortaya çıkacak her skoru başarı olarak kabul edeceğiz.
Psikolojimiz gerçekten tamda anlatmaya çalıştığımız şeklindeydi.
Televizyonun başına geçtik.
Yinede “çıkmadık candan umut kesilmez” anlayışı ile sosyal medya hesaplarımızdan
-Evde Fener-Liverpool karşılaşmasını bekliyoruz.
-Allah’tan umut kesilmez.
-Belki KUŞ GELİR TAŞA DEĞER
şeklinde bir ileti paylaştık.
Maç sonunda yazdığımız gibi Kuş geldi taşa değdi” ve Fenerbahçe dünya devi Liverpool’u 3-2 yenmeyi başardı.
-Maçı başından sonuna kadar nasıl seyrettik ?
-Nasıl kalp krizi geçirmedik?
-Maç başlayıp bitinceye kadar ne kadar dua ettik?
bunları geçiyoruz.
Gece yarısından sabah saatlerine kadar karşılaşmasının yorumlarını pür dikkat büyük bir keyif ile dinledik.
Sabah saatlerinden itibaren karşılaştığımız tüm Fenerbahçelilerin (Biz dahil) ağzı kulaklarında.
Hepimizin ortak söylemi Fenerbahçe’nin dünyanın en büyük kulüplerinden biri olduğu ve dünyayı idare eden bir İngiliz takımı olan Liverpool’u nasıl perişan ettiğimiz üzerine oldu.
Aston Villa yenilgisini
Galatasaray yenilgisini
-Slavia Prag hezimetini
Göztepe yenilgisini
Hatırlayan bile yok.
“-Abi sen onları boş ver bundan sonrasına bak” diyen çok büyük bir çoğunluk var.
Spor ile ilgilenenler Fenerbahçe’nin 25 milyon seyircisi olduğunu söylüyorlar.
Ülke nüfusuna vurduğumuzda Türkiye’de yaşayan her üç kişiden birisinin Fenerbahçe’li olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.
Dolayısı ile Türkiye’de yaşayanların dünü ne kadar çabuk unuttuklarını Fenerbahçe üzerinden de değerlendirmekte bir sıkıntı görmüyoruz.
Böylesi bir durumda iş dönüp dolaşıyor rahmetli Süleyman Demirel’in “Dün dündür bugünde bugün” şeklindeki harika söylemine dayanıyor.
Bir araştırma dergisinde okumuştu.
Bir Fransız vatandaşı kendisine yapılan iyiliği yada kötülüğü ancak 125 gün sonra unutuyormuş.
Aynı durum bir Türk vatandaşı için 26 günmüş.
Yani biz herhangi bir olumluluğu yada olumsuzluğu Fransız vatandaşlarının beşti biri kadar daha az zaman dilimi içerisinde unutuyoruz.
Hatta hatırlamıyoruz bile.
Bu durum bizde olağanüstü bir hafıza eksikliği gösteriyor.
Dolayısı ile hepimizi anlık başarılar yada başarısızlıklar üzerinden değerlendirme yapan insanlar haline getiriyor.
Sporda
Siyasette
Sosyal hayatta
Cemiyetçilikte
Bir türlü aşamadığımız bu “anlık başarı yada başarısızlık” durumu bizi telafisi imkansız sorunlar ile baş başa bırakıyor.
Olaylara bakışımızı uzun vadeye yayamadığımız için dünü anında tarihin tozlu raflarına bırakıyoruz.
Sonra da “Neden bu haldeyiz?” diye hayıflanıp duruyoruz.
Bu kadar büyük hafıza yorgunluğu içerisinde başka ne bekliyoruz ki?