<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yeni Gebze Gazetesi</title>
    <link>https://www.yenigebze.com</link>
    <description>Gebze'nin İnteraktif haber gazetesi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yenigebze.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 03 May 2026 19:26:57 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklı yaşam hayat kurtarıyor]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/saglikli-yasam-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/saglikli-yasam-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında düzenlenen toplantıda uzmanlar, kanserin büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çekerek erken teşhis, sağlıklı yaşam ve düzenli taramaların hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türk Kanser Derneği, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası dolayısıyla bir basın toplantısı düzenledi. Dernek binasında gerçekleştirilen toplantıda uzmanlar ve katılımcılar, kanserle mücadelede farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Toplantıda konuşan Burak Duruman, dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konulduğunu ve 9,7 milyon kişinin bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtti. Kanserin yalnızca tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmadığını ifade eden Duruman, 'Bilimsel veriler, kanserlerin yaklaşık yüzde 90'ının çevresel ve yaşam tarzı faktörleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Vakaların yüzde 30-50'si ise sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla önlenebilir' dedi.</p>

<p>Duruman, erken teşhisin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurgulayarak, dernek tarafından sunulan ücretsiz tarama hizmetlerinden vatandaşların yararlanması çağrısında bulundu.</p>

<p>Onkoloji Uzmanı Esat Namal ise kanserden korunmada yaşam tarzının belirleyici rolüne dikkat çekti. Sigara kullanımından uzak durulması, dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve kilo kontrolünün önemine değinen Namal, obezitenin önemli bir risk faktörü haline geldiğini söyledi. Namal, 'Kanser erken evrede tespit edildiğinde tamamen tedavi edilebilir. Bu nedenle düzenli taramalar ihmal edilmemeli' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Psikoonkolog Ceren Camadan, kanserin yalnızca fiziksel değil, psikolojik boyutunun da bulunduğunu belirterek, taramaların 'kötü sonuç çıkabilir' kaygısıyla ertelenmemesi gerektiğini söyledi. Camadan, 'Erken teşhis bir seçenek değil, yaşam fırsatıdır' dedi.</p>

<p>Diyetisyen Yasemin Güzel ise sağlıklı beslenmenin hem kanserden korunmada hem de tedavi sürecinde önemli bir rol oynadığını ifade etti. Lif ve antioksidan açısından zengin, dengeli beslenmenin önemine dikkat çeken Güzel, 'Mucize bir besin yok; önemli olan sürdürülebilir ve bilimsel bir beslenme düzenidir' diye konuştu.</p>

<p>Toplantıya katılan sanatçı Betül Demir de erken teşhisin önemine vurgu yaparak, 'Kanserden değil, geç kalmaktan korkmalıyız' sözleriyle toplumsal farkındalık çağrısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/saglikli-yasam-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/uploads/2026/04/saglikli-yasam-hayat-kurtariyor.webp" type="image/jpeg" length="80546"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[O enfeksiyon göz sağlığını tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/o-enfeksiyon-goz-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/o-enfeksiyon-goz-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği Uvea-Behçet Birimi Başkanı Prof. Dr. Özlem Yıldırım, Toksoplazma Gondii'nin üveitlerin en yaygın nedenlerinden biri olduğunu ve ani görme değişikliklerinde vakit kaybetmeden göz hekimine başvurulması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Türk Oftalmoloji Derneği Uvea-Behçet Birimi Başkanı Prof. Dr. Özlem Yıldırım, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini enfekte eden Toksoplazma Gondii parazitinin, enfeksiyona bağlı üveitlerin en yaygın nedenlerinden biri olduğunu açıkladı. Yıldırım, enfeksiyonun kalıcı görme kaybına yol açabileceğini belirterek, ani görme değişikliklerinde acilen göz hekimine başvurmanın önemine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/25/1774349975-prof-dr-ozlem-y-ld-rm-1774427652-546-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>AZ PİŞMİŞ ET, İYİ YIKANMAMIŞ SEBZE SİZİ GÖZÜNÜZDEN EDEBİLİR</strong></p>

<p>Toksoplazma Gondii paraziti başlıca kedilerde bulunuyor ve dışkı yoluyla toprak, su ve gıdalara bulaşabiliyor. İnsanlar parazitle enfekte etlenmiş çiğ ya da az pişmiş et, yıkanmamış sebze-meyve veya kirli su ile enfekte olabiliyor. Gebelikte ilk kez enfekte olan annelerde ise parazit plasenta yoluyla bebeğe geçebilir; erken dönemde bulaşma riski düşük olsa da ciddi sonuçlara yol açabilir, gebeliğin ileri dönemlerinde ise doğumsal toksoplazmozis gelişebilir.</p>

<p>Bağışıklığı güçlü kişilerde enfeksiyon çoğunlukla belirti vermez; ancak parazit, beyin, retina ve kaslarda doku kistleri oluşturarak uzun süre pusuda kalabilir. Bu kistler aktive olduğunda, retinada geri dönüşümsüz görme kayıplarına yol açabilir. Hastaların çoğu tek gözde ani görme kaybı, bulanıklık, ışık hassasiyeti veya uçuşma şikâyetiyle başvuruyor. Tedavi edilse bile gözde kalıcı nedbe dokusu oluşabilir.</p>

<p>Prof. Dr. Yıldırım, korunma yöntemleri arasında ellerin düzenli yıkanması, etlerin iyi pişirilmesi, sebze ve meyvelerin iyice yıkanması, temiz su kullanımı ve kişisel hijyenin önemine vurgu yaptı. Ayrıca gebelik dönemi taramaları ve gıda güvenliği önlemlerinin hastalığın sıklığını azaltmada kritik rol oynadığını belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/o-enfeksiyon-goz-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/uploads/2026/03/o-enfeksiyon-goz-sagligini-tehdit-ediyor.webp" type="image/jpeg" length="82495"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günlük 1 gram daha az tuz, hayat kurtarabilir]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fazla tuz tüketiminin, sadece tansiyonu etkilemediğini belirten uzmanlar, bu tüketimin kilo kontrolünü ve motivasyonu da etkileyebildiğine dikkati çekti.</p>

<p><strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Diyetisyen Hülya Yiğit İspiroğlu, fazla tuz tüketiminin kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığına dikkat çekti. İspiroğlu, tuzun vücut için gerekli bir mineral olduğunu ancak fazlasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, sinir iletimi, kas kasılması ve sıvı dengesi gibi temel işlevlerde rol oynayan tuzun, aşırı tüketildiğinde özellikle hipertansiyon, kalp-damar ve böbrek hastalıkları riskini artırdığı vurgulandı.</p>

<p>Yapılan araştırmalara göre günlük tuz tüketiminde sadece 1 gramlık azalmanın bile toplum genelinde inme ve kalp hastalıkları riskinde önemli düşüş sağladığını belirten İspiroğlu, küçük değişikliklerin büyük etkiler yaratabileceğini ifade etti.</p>

<p>Fazla tuz tüketiminin büyük kısmının sofrada eklenen tuzdan değil, farkında olmadan tüketilen gıdalardan geldiğini belirten İspiroğlu; ekmek, beyaz peynir, zeytin, turşu ve işlenmiş et ürünlerinin yanı sıra paketli gıdaların günlük sodyum alımını ciddi şekilde artırdığını söyledi. Yüksek sodyumun vücutta su tutulmasına yol açarak ödem oluşturabileceğini dile getiren İspiroğlu, bunun tartıda ani kilo artışı şeklinde görülebileceğini ancak doğrudan yağ artışı anlamına gelmediğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'TUZ ALIŞKANLIĞI ÖĞRENİLİR'</strong></p>

<p>Tuzlu beslenmenin genetikten çok alışkanlıklarla ilgili olduğunu vurgulayan İspiroğlu, çocukluk döneminden itibaren edinilen beslenme alışkanlıklarının belirleyici olduğunu ifade etti. Bu nedenle damak tadının değiştirilebileceğini belirtti.</p>

<p>Tuz tüketimini azaltmak isteyenler için ani kesintiler yerine kademeli azaltım öneren İspiroğlu, damak tadının 2-4 hafta içinde uyum sağlayabileceğini söyledi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük tuz tüketimi için 5 gramın altını önerdiğini hatırlatan İspiroğlu, Türkiye'de bu miktarın yaklaşık iki katına ulaştığını ifade ederek, yemeklerde tuz kullanımını azaltmak için sofraya tuzluk koymamak, etiket okumak ve yemeklere tuzu son aşamada eklemek gibi pratik önerilerde bulunan İspiroğlu; limon, sirke, sarımsak ve baharatların lezzet artırıcı alternatifler olduğunu kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 09:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/uploads/2026/03/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir.webp" type="image/jpeg" length="55864"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Masa başı iş hasta ediyor]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/masa-basi-is-hasta-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/masa-basi-is-hasta-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İş hayatının merkezine yerleşen bilgisayar başındaki uzun saatler, modern insanın omurga sağlığını ciddi bir tehdit altına sokuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong> Günde 8 saatten fazla masa başında hareketsiz kalmak sinir sıkışmalarına ve geri dönülemez fıtıklara zemin hazırlıyor. Bu konuda yapılan araştırmaların da oturma eyleminin sanıldığı kadar masum olmadığını ve yanlış pozisyonda oturmanın omurga disklerine ayakta durmaya oranla daha fazla yük bindirdiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Yanlış oturuş ve duruşlar zamanla kas kısalığı, kireçlenme, omurga eğriliği, kemik erimesi ve fıtık gibi rahatsızlıklara zemin hazırlıyor. Bu ağrılar zamanla kronikleşerek yaşam kalitesini kalıcı olarak düşürebiliyor. Özellikle masa başı çalışanların bu konuda çok daha dikkatli olması gerekiyor" açıklamasında bulundu.</strong></p>

<p>Masa başı ve hareketsiz çalışma hayatı duruş bozukluklarının yanı sıra kalp hastalıklarından diyabete, kronik ağrılardan metabolik yavaşlamaya kadar geniş bir sağlık krizine de davetiye çıkarıyor. Ofis çalışanlarında en sık görülen şikayetlerin başında gelen bel, boyun ve sırt ağrıları, aslında vücudun "artık hareket et" diyen bir imdat çağrısı olarak kabul ediliyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Masa ve sandalye seçimi önemli</strong></p>

<p>Omurga sağlığını korumada ilk adımın çalışma masa ve sandalyesinin ergonomik yapılandırılması olduğuna dikkat çeken Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Sandalyenizin bel desteğine sahip olması ve yüksekliğinin ayarlanabilir olması bir lüks değil, zorunluluk olmalı. Dirsekler masaya paralel, 90 derecelik bir açıyla durmalı ve monitörünüz göz hizasında yaklaşık 50-70 cm uzakta konumlanmalı. Bel fıtığı olan çalışanlar için dik duruş hayati önem taşır. Sandalye ile sırt arasında boşluk kalmamalı. Eğer ayaklarınız yere tam basmıyorsa bir destek kullanılmalı. Vücut ağırlığı ayaklara aktarılamazsa tüm yük beldeki disklere biner” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>Görme problemleri boyun sağlığını bozuyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görme bozuklukları ve yetersiz ortam aydınlatmasının da boyun sağlığını doğrudan tehdit edebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Çünkü kişi ekrandakileri net görebilmek veya okuyabilmek için farkında olmadan boynunu öne doğru bükerek 'kaplumbağa duruşu' sergiler, bu da servikal omurgaya binen yükü katlayarak artırır. Bunun yanı sıra göz yorulduğu zaman da boyun bükülmesine nede olur. Işık ve ekran mesafesi doğru ayarlanarak boyun fıtığı riski ciddi oranda azaltılabilir” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p><strong>Telefon boyun ile omuz arasına sıkıştırılmamalı</strong></p>

<p>Telefonu boyun ile omuz arasında sıkıştırmak gibi basit görünen hataların da sinir köklerinde ciddi hasarlara yol açabildiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Mutlaka kulaklık kullanın ve klimanın doğrudan vücudunuza temas etmemesine özen gösterin. Çünkü soğuk hava akımı kas spazmlarını ve fıtık ağrılarını tetikler” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>Hareket şart</strong></p>

<p>Saatlerce kıpırdamadan çalışmanın disklerin arasındaki sıvı dolaşımını durdurduğunu hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “En büyük ilaç harekettir. Yarım saatte bir ofis içinde kısa yürüyüşler ve iki saatte bir de germe egzersizleri yapılarak dolaşım canlandırılmalı. Çayınızı kendiniz alın, aracınızı uzağa park edin ve asansör yerine merdivenleri tercih edin. Boynunuz içinse saat yönünde ve tersine yapılan yavaş rotasyonlar ile yana doğru nazik germe hareketleri, gün boyu biriken gerginliği dağıtır” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p><strong>Stres yönetimi de ergonomik koltuk kadar önemli</strong></p>

<p>İş stresinin sadece zihni değil, doğrudan kasları da etkilediğini paylaşan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Stresli olduğumuzda farkında olmadan omuzlarımızı yukarı kaldırır ve boyun kaslarımızı kilitleriz. Bu kronik gerginlik, bir süre sonra fıtık ağrılarını tetikleyen en büyük faktör haline gelir. Stres yönetimi, en az ergonomik koltuk kadar önemlidir. Gün içinde 10-15 dakikalık meditasyonlar veya derin nefes egzersizleri kas geriliminizi düşürür. İmkânınız varsa haftalık rutininize yoga veya pilates ekleyin” tavsiyesinde bulundu.</p>

<p></p>

<p><strong>İdeal kiloda olmaya özen gösterilmeli, sigara içilmemeli</strong></p>

<p>Bel sağlığını korumak için ideal kiloyu korumanın ve disklerin beslenmesini bozan sigaradan uzak durmanın da hayati önem taşıdığına değinen Prof. Dr. Göçmen, “Yatış pozisyonunda diz desteği kullanmak ve 2-3 cm topuklu ayakkabılar seçmek omurganın doğal kavisini destekler. Doğru beslenme alışkanlıkları ve hekim kontrolünde kalsiyum, Omega-3 ve D vitamini desteği almak da kemik yoğunluğunu ve doku onarımını destekleyerek omurga sisteminin direncini artırır. Bu yaşam tarzı değişiklikleri, bel omurları üzerindeki mekanik baskıyı azaltarak fıtık ve yıpranmaları önlemeye yardımcı olur” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/masa-basi-is-hasta-ediyor</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/uploads/2026/03/65ae5e19627cffe5db970ebc.jpg" type="image/jpeg" length="40534"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aniden gelişen tek taraflı göğüs ağrısına dikkat!]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/aniden-gelisen-tek-tarafli-gogus-agrisina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/aniden-gelisen-tek-tarafli-gogus-agrisina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ani başlayan, tek taraflı ve batıcı tarzda göğüs ağrısı ile nefes darlığı… Bu sorunlar, özellikle genç yaş grubunda, genellikle “kas ağrısı” olduğu düşünülerek, önemsenmiyor. Oysa şikâyetler, hayati risk taşıyan pnömotoraksın, toplumdaki bilinen adıyla “akciğer sönmesinin”  ilk habercisi olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p> Yaygın inanışın aksine, akciğer sönmesi ileri yaştaki kişileri değil; genellikle 15 – 30 yaş grubundaki genç yaş grubunu, özellikle de erkekleri hedef alıyor. Belirtiler çoğunlukla hafif başlasa da tablo dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!  <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,</strong> akciğer sönmesinin çok sık görülen bir hastalık olmamakla birlikte, acil servis başvurularında önemli bir yer oluşturduğunu belirterek, “Akciğer zarlarında gelişen küçük yırtılmalar bazen hafif seyredebilir; ancak tedavide gecikildiğinde tablo hızla ilerleyebilir. Bunun sonucunda nefes darlığı artabilir ve kandaki oksijen düzeyi düşebilir. Ayrıca nadir, ancak son derece kritik bir durum olan ‘tansiyon pnömotoraks’ gelişebilir. Bu tabloda kaçan hava tek yönlü bir mekanizmayla birikir, göğüs içindeki basınç hızla yükselir ve kalbe dönen kan miktarı azalır. Buna bağlı olarak şok gelişebilir ve hayati risk oluşabilir” diyor. Hastalığın en tehlikeli yönlerinden birinin belirtilerin özellikle genç erişkinler tarafından hafife alınması olduğunu vurgulayan <strong>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,</strong> “Pnömotoraks acil bir durumdur; dakikalar büyük önem taşır. Bu nedenle, ‘kas ağrısıdır’ düşüncesiyle hekime başvurmakta gecikilmemelidir. Tek taraflı, batıcı tarzda göğüs ağrısı aniden başladıysa, zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak yaşamsal önem taşımaktadır” diye konuşuyor. </p>

<p></p>

<p><strong>Bu belirtiler varsa, geç kalmayın! </strong></p>

<p>Akciğerin etrafını saran ve “plevra” olarak adlandırılan zar yapıları arasına hava kaçması sonucu akciğerin kısmen veya tamamen sönmesi durumu “pnömotoraks” olarak tanımlanıyor.  Normalde akciğer ile göğüs duvarı arasında hava bulunmuyor. Akciğerin yüzeyinden herhangi bir nedenle bu aralığa hava geçmeye başlarsa,   her nefes almamızla burada biriken  hava akciğere baskı yaparak, kısmen veya tamamen sönmesine neden oluyor. Akciğer sönmesinde en tipik başlangıç, ani başlayan ve  tek taraflı göğüs ağrısı ile nefes darlığı oluyor. Bunların yanı sıra hızlı nefes alma, çarpıntı hissi, omuz veya sırt bölgesine vuran ağrı ve öksürük de eşlik edebiliyor. İlerleyen ve ağır tabloda ise ciddi nefes darlığı, morarma ile tansiyon düşüklüğü görülebiliyor. </p>

<p></p>

<p><strong>Genellikle 15 – 30 yaş grubundaki erkeklerde görülüyor! </strong></p>

<p>Pnömotaraks, KOAH, astım ve akciğer enfeksiyonları gibi hastalıkların yanı sıra göğüs bölgesine gelen darbe veya yaralanma sonucu gelişebiliyor.  Yüksek basınç değişikliklerine maruz kalmak ve akciğer biyopsisi gibi yapılan bazı cerrahi girişimler de akciğerin sönmesine neden olabiliyor. Hastalığın en sık görülen şekli ise  bilinen bir akciğer hastalığı olmadan, genellikle akciğerin tepe kısmında bulunan küçük hava keseciklerinin yırtılmasıyla oluşan akciğer sönmesi oluyor. Bu tür akciğer sönmesi “klasik” hasta profili olan,  15–30 yaş grubundaki  erkeklerde görülüyor. Özellikle ergenlik döneminde hızlı büyüme nedeniyle göğüs kafesi daha basıktan daha uzun bir şekle dönüşüyor ama akciğerler bu şekil değişikliğine adapte olamıyor. Sonuç olarak, akciğerlerin üst kısımlarında hava keseleri oluşmaya başlıyor. Bu keseciklerin patlamaları da pnömotoraksa  yol açıyor. Ayrıca, sigara kullanımına başlanması da akciğer sönmesinin genç yaş grubunda daha sık rastlanmasının bir diğer önemli sebebini oluşturuyor. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Risk altında olabilirsiniz! </strong></p>

<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,<strong> </strong>akciğer sönmesinde<strong> </strong>risk altında olan kişileri şöyle anlatıyor: </p>

<p><strong>Genç, uzun boylu, zayıf erkekler:</strong> Göğüs kafesi yapısı ve akciğer tepesindeki “gerilim” nedeniyle hava kesecikleri oluşumunun ve yırtılmanın daha olası olduğu düşünülüyor.</p>

<p><strong>Sigara içenler: </strong>Sigara, akciğer dokusunda inflamasyon ve yapısal değişiklikleri artırarak akciğerde hava kesecikleri gelişimini ve akciğerin sönme riskini yükseltiyor. Ayrıca nüks riskini de artırıyor. Elektronik sigara ve nargile kullanımı da benzer şekilde etki ediyor. </p>

<p><strong>Akciğer hastalığı olanlar:</strong> Mevcut KOAH, amfizem ve akciğer fibrozisi gibi akciğer hastalığı olanlar da risk altında. Bu hastalıklarda akciğer “rezervi” zaten sınırlı olduğundan pnömotoraks hem daha kolay gelişebiliyor hem de daha ağır seyrediyor.</p>

<p><strong>Travma geçirenler:</strong> Trafik kazaları, düşmeler veya darbe sonrası oluşan göğüs travmaları da akciğer sönmesine yol açabiliyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Hafif tabloda oksijen, ileri durumda göğüs tüpü</strong></p>

<p>Pnömotoraks tanısı; muayene bulguları, akciğer grafisi veya bazı durumlarda tomografi ile konuluyor. Tedavide  amaç, göğüs boşluğu içinde biriken havanın boşaltılarak akciğerlerin yeniden şişmelerini sağlamak. Prof. Dr. Erdal Okur, tedavinin akciğerin ne kadar çöktüğüne ve hastanın genel durumuna göre planlandığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Belirgin bir şikayetin olmadığı hafif pnömotoraks tablosunda hastalar oksijen tedavisiyle takibe alınır. Ancak, uygulanan tedaviye rağmen düzelme sağlanamıyor veya tablo kötüleşiyorsa, göğüs tüpü yöntemine başvurulur. Ayrıca, akciğerin sönme oranı fazlaysa, hastaya doğrudan göğüs tüpü uygulanır. Yaklaşık bir kalem kalınlığında olan ve ‘dren’ olarak adlandırılan yarı esnek bir tüp, göğüs kafesinin yan tarafından göğüs boşluğuna, akciğer zarları arasına yerleştirilir. Bu cerrahi girişimle, akciğer zarları arasında biriken havanın boşaltılması ve akciğer yüzeyindeki hava kaçağının zamanla kesilmesi hedeflenir.” </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Hava kaçağı ameliyatla kapatılıyor</strong></p>

<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur, göğüs tüpü tedavisine rağmen akciğerdeki hava kaçağı devam ederse,  endoskopik cerrahiyle bu kaçağın kapatıldığını belirtiyor. Ayrıca, pnömotoraks tekrarlıyorsa veya iki akciğerde  gelişmişe,  yine cerrahi yönteme başvurulduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdal Okur,<strong> </strong>“Ameliyat sırasında hem havanın kaçtığı bölge tamir edilir hem de potansiyel patlama riski taşıyan akciğer yüzeyindeki hava kesecikleri tıraşlanır. Bunun yanı sıra akciğer zarları yapıştırılarak, akciğerin tekrar sönmesi önlenir” diye konuşuyor.  Tedavi sonrasında pnömotoraksın tekrarlama riskini azaltmak için sigara ve elektronik sigaranın mutlaka bırakılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Erdal Okur,  ayrıca, tüplü dalışın kesinlikle yapılmaması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/aniden-gelisen-tek-tarafli-gogus-agrisina-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Feb 2026 10:52:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2026/02/aniden_gelisen_tek_tarafli_gogus_agrisina_dikkat_h9108_56f62.jpg" type="image/jpeg" length="22826"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen seminerde aileleri bilgilendirmeye devam ediyor. Fizyoterapist Hatice Kübra Gür, çocuklarda görülen skolyoz (omurga eğriliği) farkındalığına dikkat çekerek, skolyozun erken dönemde fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük rol oynadığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><b> </b></p>

<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen seminerde aileleri bilgilendirmeye devam ediyor. Fizyoterapist Hatice Kübra Gür, çocuklarda görülen skolyoz (omurga eğriliği) farkındalığına dikkat çekerek, skolyozun erken dönemde fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük rol oynadığını belirtti.</p>

<p></p>

<p><b>BEL SAĞLIĞI VE SKOLYOZ KONUSU</b></p>

<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Anne Şehir Merkezi’nde düzenlenen seminerde, çocuklarda bel sağlığı ve skolyoz konusunda ailelere önemli bilgiler aktarıldı. Seminerde fizyoterapist Hatice Kübra Gür, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde omurga sağlığının önemine dikkat çekti. Skolyozun (omurga eğriliği) erken dönemde fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük rol oynadığını belirten Gür, ailelere çocuklarında dikkat etmeleri gereken postür bozuklukları ve belirtiler hakkında bilgilendirme yaptı.</p>

<p></p>

<p><b>ÇOCUKLARA BİREBİR DEĞERLENDİRME YAPILDI</b></p>

<p>Programın ardından çocuklar birebir değerlendirilerek muayene edildi. Ailelerin sorularını yanıtlayan Gür, her çocuğun omurga yapısının farklı olduğunu vurgulayarak, gerekli durumlarda kişiye özel egzersiz ve takip sürecinin önemine değindi. Yapılan değerlendirmelerle aileler, çocuklarının durumu hakkında doğrudan bilgi alma fırsatı buldu.</p>

<p><b> </b></p>

<p><b>AİLELERDE BİLİNÇLENME AMAÇLANIYOR</b></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen bu tür bilgilendirici programlarla çocukluk ve ergenlik döneminde omurga sağlığının korunmasına yönelik farkındalığın artırılması, ailelerin erken dönemde olası postür bozuklukları ve skolyoz belirtilerini fark edebilmesi amaçlanıyor.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 10:29:34 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2026/02/cocuklarda_skolyoz_belirtilerine_dikkat_h9099_8d9b3.jpg" type="image/jpeg" length="29582"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uykusuzluk ömrü kısaltıyor]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/uykusuzluk-omru-kisaltiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/uykusuzluk-omru-kisaltiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlıklı bir yaşlanma ve uzun bir ömür için "uyku kalitesi" ertelenemez bir zorunluluk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Günümüzde toplumun büyük bir kesimi "kronik uykusuzluk" kriziyle karşı karşıya. Yapılan son araştırmalar, yetersiz uykunun sadece ertesi günkü performansı düşürmediğini, aynı zamanda biyolojik yaşlanmayı hızlandırarak ömrü kısalttığını ortaya koyuyor. Kalp damar hastalıklarından Alzheimer’a, obeziteden bağışıklık sistemi çökmelerine kadar pek çok kronik hastalığın temelinde "uykusuzluk" yatıyor. Modern insan, ışık kirliliği ve dijital stres altında biyolojik ritmini kaybederken, toplumda "uyuyamamak" bir norm haline gelmeye başladı. Ancak bilim dünyası uyarıyor: Uykusuz geçen her gece, hücresel onarımın durması ve yaşam süresinden çalınması anlamına geliyor.</p>

<p><strong>Dr. Mehmet Portakal: "Uyku, Hücresel Bir Tamir Mekanizmasıdır"</strong></p>

<p>Fonksiyonel Tıp alanında önemli çalışmalar yürüten <strong>Longevity ve Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Mehmet Portakal</strong>, konuya dair çarpıcı bir perspektif sundu: "Pek çok hasta uykusuzluğu sadece bir 'dinlenememe' sorunu sanıyor. Oysa biz fonksiyonel tıpta uykuyu, vücudun kendini resetlediği, toksinleri temizlediği ve hormonlarını dengelediği en kritik tedavi süreci olarak görürüz. İlaçla uyumak, beyni uyuşturmaktır; gerçek bir tamir süreci değildir. Hedefimiz, kişiyi uyku haplarına mahkum etmek değil, vücudun kendi içsel dengesini yeniden devreye sokarak 'ilaçsız ve kesintisiz' bir uykuyu mümkün kılmaktır."</p>

<p><strong>Dr. Portakal</strong>’a göre, kronik uykusuzluğun altında yatan; bağırsak sağlığı, magnezyum eksikliği, kortizol dengesizliği veya gizli inflamasyon gibi kök nedenler bulunmadan atılan her adım geçici bir çözümden öteye gidemiyor.</p>

<p><strong>Bütüncül Çözümlerle İlaçsız Uyku Bir Hayal Değil</strong></p>

<p><strong>Dr. Mehmet Portakal</strong>, uykusuzluğu sadece bir semptom olarak değil, vücudun bir "yardım çığlığı" olarak el almak gerektiğinin altını çizdi: “Kişiye özel yaşam tarzı tıbbı yaklaşımıyla uygulanan somut çözümler, hastaların yaşam kalitesini kökten değiştiriyor. Aşağıdaki 4 yöntem ile uykusuzluğa geçici değil kalıcı bir çözüm sağlamak mümkün. </p>

<p><strong>Kök Neden Analizi:</strong> Ayrıntılı kan tahlilleri ve biyokimyasal değerlendirmelerle uyku kalitesini bozan hormonal ve mineral eksiklikleri tespit ediliyor.</p>

<p><strong>IV (Damar Yolu) Terapileri:</strong> Uyku hormonu melatonin sentezini destekleyen magnezyum, amino asit ve özel vitamin kombinasyonları ile vücut hücresel düzeyde sakinleştiriliyor.</p>

<p><strong>Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Entegrasyonu:</strong> Akupunktur, Ozon Terapi ve özel frekans terapileri ile sinir sistemi regüle edilerek vücudun "savaş ya da kaç" modundan "dinlen ve onar" moduna geçmesi sağlanıyor.</p>

<p><strong>Biyofeedback ve Beslenme Protokolleri:</strong> Uyku-bağırsak aksını düzelten, sirkadiyen ritme uygun kişiselleştirilmiş beslenme planları ile sürdürülebilir başarı hedefleniyor.</p>

<p>Bütüncül yaklaşım, hastaları sadece uyutmayı değil, sabahları dinç uyanan ve biyolojik saatiyle barışık bireyler haline getirmeyi amaçlıyor.”</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/uykusuzluk-omru-kisaltiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 14 Jan 2026 10:46:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2026/01/uykusuzluk_omru_kisaltiyor_h9070_24c7d.jpg" type="image/jpeg" length="50129"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günlük yaşam alışkanlıkları Varis riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/gunluk-yasam-aliskanliklari-varis-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/gunluk-yasam-aliskanliklari-varis-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Tanısal Radyoloji Uzmanı Dr. Aresh Soudmand, varisin toplumda yalnızca estetik bir problem olarak algılansa da aslında ciddi bir damar hastalığı olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> Varis, toplardamarların genişlemesi, uzaması ve kıvrılmasıyla oluşur; bacaklarda belirgin damar görünümü, şişlik ve morarmayla kendini gösterebilir. Günlük yaşam alışkanlıkları, uzun süre ayakta veya oturarak çalışma, hareketsizlik, fazla kilo, hamilelik ve genetik yatkınlık varis riskini artıran temel etkenler arasında yer alır.</p>

<p></p>

<p>Varislerin toplumda bu kadar yaygın olmasının nedenlerinden biri, günlük yaşam alışkanlıklarının bu hastalığa zemin hazırlamasıdır. </p>

<p>Uzun süre ayakta durmak, uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam tarzı, fazla kilo, hamilelik, genetik yatkınlık ve ileri yaş varis riskini artıran başlıca etkenlerdir. Özellikle mesleği gereği sürekli ayakta duran kişilerde, öğretmenlerde, kuaförlerde, fabrikalarda çalışanlarda, sağlık personelinde ve uzun saatler boyunca masa başında oturmak zorunda kalan kişilerde varis çok daha sık görülmektedir. Çünkü bacaklardaki toplardamarların görevini yapabilmesi için kasların çalışması, bacakların hareket etmesi ve kanın yukarıya doğru pompalanması gerekir. Hareket azaldıkça bu mekanizma bozulur ve varis gelişme ihtimali artar.</p>

<p>Varis Çeşitleri Farklı Şikayetlerle Ortaya Çıkabilir </p>

<p>Varisler sadece büyük ve belirgin damarlar şeklinde ortaya çıkmaz. Toplumda bilinen üç temel varis türü vardır.  </p>

<p>Birincisi, kılcal damar varisleridir. Bunlar genelde mavi, kırmızı veya mor renkte ince damar görünümünde olur ve genellikle ağrı yapmaz. </p>

<p>İkincisi orta ölçekli varislerdir; bunlar deri altında belirginleşen, hafif kabarık damar yapılarıdır. </p>

<p>Üçüncüsü ise büyük varislerdir; bunlar bacaklarda ciddi kabarıklık yapan, bazen ip gibi bazen yılan gibi kıvrılan ve çoğu zaman şişlik, ağırlık hissi ve ağrıya neden olan varis türüdür. Özellikle büyük varislerde, bacakta dolgunluk hissi, kramp, yanma, kaşıntı ve gün sonunda belirginleşen ağrılar olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doppler Ultrason: Doğru Tanının Anahtarı</p>

<p>Varisin teşhisinde radyolojik görüntülemenin büyük bir önemi vardır. Radyoloji uzmanları tarafından yapılan doppler ultrason incelemesi, varisin kaynağını anlamak için en güvenilir yöntemdir. </p>

<p>Doppler ultrason, damarlardaki kan akışını gerçek zamanlı olarak gösterir ve kapakçıkların hangi seviyede bozulduğunu, hangi damarın genişlediğini, kanın nerede geri kaçtığını detaylı şekilde ortaya koyar. Bu inceleme hem kolay hem de herhangi bir radyasyon içermediği için son derece güvenlidir. </p>

<p>Modern Tedavilerle Varis Artık Daha Kolay İyileştirilebiliyor </p>

<p>Varis tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Eskiden büyük cerrahi müdahaleler yapılırken, günümüzde çoğu varis minimal invaziv yöntemlerle, yani kesiksiz veya çok küçük girişimlerle tedavi edilebilmektedir. </p>

<p>Lazer tedavisi, radyofrekans tedavisi, köpük tedavisi, yapıştırıcı yöntem, skleroterapi gibi yöntemler bulunur. Bu tedavilerin çoğu ameliyat gerektirmez, hastanın hastanede yatmasını gerektirmez ve kişinin günlük yaşamına kısa sürede dönmesini sağlar. Tedavi yönteminin seçilmesinde doppler ultrason bulguları ve hastanın şikayetleri belirleyici olur. </p>

<p>Lazer tedavisi ve radyofrekans tedavisi, ana toplardamarın içeriden kapatılması esasına dayanır. Sorunlu damar devre dışı bırakılır ve kan akışı sağlıklı damarlara yönlendirilir. Köpük tedavisi daha yüzeysel varislerde tercih edilir; damarın içine özel bir ilaç verilerek damarın kapanması sağlanır. </p>

<p>Skleroterapi ise özellikle kılcal varislerin tedavisinde etkili bir yöntemdir. Yapıştırıcı yöntemi de son yıllarda oldukça yaygınlaşmıştır; damar içine özel bir yapıştırıcı uygulanarak damarın kapanması sağlanır. Bu yöntemde bandaj kullanımı bile çoğu zaman gerekmez.</p>

<p>Önleyici Alışkanlıklar Varis Riskini Azaltabilir</p>

<p>Varisin tedavisinin yanı sıra önleyici tedbirler de oldukça önemlidir. Uzun süre ayakta kalan ya da uzun süre oturan kişilerin belli aralıklarla hareket etmeleri, bacak kaslarını çalıştırmaları ve yürüyüş yapmaları dolaşımı büyük ölçüde rahatlatır. </p>

<p>Fazla kilo varsa ideal kiloya yaklaşmak bacaklardaki baskıyı azaltır. Hamilelik döneminde özellikle bacakların dinlendirilmesi ve doktorun önerdiği durumlarda varis çorabı kullanılması faydalı olabilir. </p>

<p>Varis çorapları, bacakların farklı bölgelerine farklı basınç uygulayarak kanın yukarı doğru daha hızlı hareket etmesini sağlar ve varis şikayetlerini azaltabilir. Çoraplar tedavi edici değil, destekleyici ve koruyucu niteliktedir.</p>

<p>Varis Sadece Kadınlarda Görülmez</p>

<p>Varis, sadece kadınlarda görülen bir hastalık değildir. Toplumda yanlış bilinenlerden biri de budur. Erkeklerde de varis sık görülür, ancak erkekler çoğu zaman bu durumu önemsemez veya görünümünden rahatsız olmadığı için doktora gitmeyi erteler. Oysa varis cinsiyet ayırımı yapmaz; hem erkeklerde hem kadınlarda ciddi rahatsızlık oluşturabilir. Erkeklerde de doppler ultrason ve tedavi yöntemleri tamamen aynıdır.</p>

<p>Erken Tanı, Daha Etkili Tedavi Demektir</p>

<p>Bazen hastalar “Varis ameliyat gerektiriyor mu?” ya da “Bu damar kapanırsa vücuduma bir zararı olur mu?” gibi sorular sorabilir. </p>

<p>Aslında varisli damar zaten görevini doğru yapamadığı için kapatılması veya devre dışı bırakılması bir sorun yaratmaz. Hatta tedavi edildiğinde bacaklardaki dolaşım bozukluğu azaldığı için kişi kendini daha hafif ve rahat hisseder. Yani tedavinin amacı sağlıklı damarları değil, işlevini kaybetmiş damarları kapatmaktır.</p>

<p>Varis konusunda en önemli noktalardan biri, hastaların erken dönemde farkındalık kazanmasıdır. Bacaklarda gün sonunda artan yorgunluk hissi, ayakta durdukça belirginleşen damarlar, geceleri olan kramplar, kaşıntı, yanma veya bacaklarda dolgunluk hissi varis belirtisi olabilir. Bu belirtiler ortaya çıkıyorsa doppler ultrason ile kontrol etmek en doğru adımdır. Erken dönemde tedavi edilen varis hem daha kolay tedavi edilir hem de ileride oluşabilecek daha ciddi sorunların önüne geçilmiş olur.</p>

<p></p>

<p>“Varis yalnızca estetik bir sorun değildir; erken tanı ve doğru tedavi ile yaşam kalitesi belirgin şekilde iyileştirilebilir. Doppler ultrason, hastalığın kaynağını ortaya çıkarmada en güvenilir yöntemdir ve tedavi sürecinin temelini oluşturur.”</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/gunluk-yasam-aliskanliklari-varis-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Dec 2025 09:03:07 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/12/gunluk_yasam_aliskanliklari_varis_riskini_artiriyor_h9027_6a60c.jpg" type="image/jpeg" length="16343"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Katarakt tedavisinde femtosaniye lazer yöntemi]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/katarakt-tedavisinde-femtosaniye-lazer-yontemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/katarakt-tedavisinde-femtosaniye-lazer-yontemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, kataraktın yaşlanmaya bağlı olarak herkeste görülebileceğini belirterek, tedavide femtosaniye lazer ameliyatının başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"></p>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"></p>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"></p>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-variant-caps:normal"><span style="font-weight:400"><span style="letter-spacing:normal"><span style="orphans:2"><span style="text-transform:none"><span style="widows:2"><span style="word-spacing:0px"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="color:#000000">Uzun yaşam süresine bağlı olarak herkeste katarakt gelişmesinin mümkün olduğunu dile getiren Asena, “Bu süreç kişinin genel sağlık durumuna bağlı olarak değişiklik gösterebiliyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"></p>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-variant-caps:normal"><span style="font-weight:400"><span style="letter-spacing:normal"><span style="orphans:2"><span style="text-transform:none"><span style="widows:2"><span style="word-spacing:0px"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="color:#000000">Kataraktın vücudumuzdaki yaşlanma sürecine ortaya bağlı olarak çıktığına dikkat çeken Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Bu durumu saçımızın beyazlamasına benzetebiliriz. Herkesin zaman içinde saçı beyazlar. Yaşlanmaya bağlı etkiler de kişiden kişiye değişmekle birlikte zamanla herkeste görülmektedir. Katarakt da bazen 40 - 45 yaşlarında bazen de 80 yaşında ortaya çıkabilir. Hastalarımız kataraktın ortaya çıkmasını engellemek için beslenme önerileri ya da kendilerine iyi bakmanın bunu önleyip önlemediğini danışıyor. Kendimize iyi bakmamız, sağlıklı beslenmemiz vücudumuzdaki tüm yaşlanmayla ilgili süreçleri yavaşlattığı gibi katarakt üzerinde de olumlu etki sağlıyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"></p>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-variant-caps:normal"><span style="font-weight:400"><span style="letter-spacing:normal"><span style="orphans:2"><span style="text-transform:none"><span style="widows:2"><span style="word-spacing:0px"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="color:#000000"><b>BAŞARILI SONUÇLAR ALINIYOR</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"></p>

<p style="text-align:start; -webkit-text-stroke-width:0px; margin-bottom:0cm"><span style="font-size:medium"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-style:normal"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="font-variant-caps:normal"><span style="font-weight:400"><span style="letter-spacing:normal"><span style="orphans:2"><span style="text-transform:none"><span style="widows:2"><span style="word-spacing:0px"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="color:#000000">Femtosaniye lazerin sahip olduğu özel görüntüleme teknikleri yardımıyla gerçekleştirilen ameliyatların başarısının da üst seviyede olduğunu dile getiren Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Hata riskini alt seviyeye indiren femtosaniye lazerle kataraktın yanı sıra; miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusuru olan hastalara da göz içi mercek operasyonu yapıyoruz. Böylelikle hastalarımız uzak ve yakın gözlüklerinden de kurtulabiliyor” ifadesini kullandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/katarakt-tedavisinde-femtosaniye-lazer-yontemi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Oct 2025 09:43:02 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/10/katarakt_tedavisinde_femtosaniye_lazer_yontemi_h8952_26c53.jpg" type="image/jpeg" length="89992"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda mevsimsel hastalıklara karşı uyarı]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/cocuklarda-mevsimsel-hastaliklara-karsi-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/cocuklarda-mevsimsel-hastaliklara-karsi-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okulların açılmasıyla birlikte çocuklarda enfeksiyon vakalarında ciddi artış yaşanıyor. Mevsim değişikliklerinin bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi ve toplu ortamlarda artan temas, enfeksiyonların hızla yayılmasına zemin hazırlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p> Uzmanlar, ailelerin bu dönemde hijyen, beslenme ve aşılama konularında daha dikkatli olmaları gerektiğini vurguluyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Okul Ortamı Enfeksiyonlara Zemin Hazırlıyor</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Mevsim geçişlerinde bağışıklık sistemi daha kırılgan hale geliyor. Bu dönemde okulların açılmasıyla çocuklar arasında yakın temas artıyor, solunum ve temas yoluyla bulaşan mikroorganizmalar kolayca yayılabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Tufan Torun, “Tatil dönemine kıyasla okul ortamında enfeksiyon riski katlanarak artıyor. Özellikle bağışıklığı zayıf çocuklarda bu durum daha sık hastalanmaya yol açabiliyor” dedi.</p>

<p></p>

<p><strong>En Çok Görülen Enfeksiyonlar</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Uzm. Dr. Tufan Torun’a göre son dönemde en sık rastlanan hastalık akut gastroenterit (ishal) ve üst solunum yolu enfeksiyonları. Kış aylarına doğru ise alt solunum yolu enfeksiyonlarının arttığını belirten Torun, “Son haftalarda özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının artışı dikkat çekiyor. Çocukların bağışıklığı bu dönemde yeterince desteklenmezse enfeksiyonlara daha açık hale geliyorlar” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p><strong>Hijyen ve Beslenme İlk Savunma Hattı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong> </strong></p>

<p>Çocuklarda enfeksiyonları önlemenin en temel yolunun hijyen olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Tufan Torun, “Düzenli el yıkama alışkanlığı kazandırılmalı. Salgın dönemlerinde hasta çocukların evde dinlenmesi hem çocuğun iyileşme sürecini hızlandırır hem de mikropların yayılmasını engeller” dedi. Beslenmenin de bağışıklık sistemi için kritik olduğunu belirten Torun, paketli gıdaların sınırlandırılması gerektiğini, sebze, meyve, balık, süt ürünleri ve tahılların bağışıklığı güçlendirdiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p><strong>Aşıların Önemi</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Çocuklarda enfeksiyonlardan korunmanın en etkili yollarından biri aşıların zamanında yapılması. “Aşılar sadece çocukları değil, toplumun genelini koruyan en önemli kalkanlardan biridir” diyen Uzm. Dr. Tufan Torun, ailelere çocukluk çağı aşılarını ihmal etmemeleri gerektiğini hatırlattı.</p>

<p></p>

<p><strong>Takviye Kullanımı Gerekli mi?</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Besinlerden alınan vitamin ve minerallerin öncelikli olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Tufan Torun, bazı durumlarda takviyelerin fayda sağlayabileceğini belirtti. “Hastalık dönemlerinde C vitamini ve çinko desteği bağışıklığı güçlendirebilir. Sık hastalanan çocuklarda hekim önerisiyle kısa süreli antioksidan veya omega-3 takviyeleri de tercih edilebilir” dedi.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Hasta Çocukları Okula Göndermeyin</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Hasta çocukların okula devam etmesinin hem arkadaşlarına hem de öğretmenlere hastalık bulaştırabileceğini vurgulayan Çakmak Erdem Hastanesi’nden Uzm. Dr. Tufan Torun, “Çocuğun istirahat etmesi hem kendi sağlığı hem de çevresindekilerin sağlığı için büyük önem taşıyor. Aileler bu konuda daha bilinçli olmalı” diye konuştu.</p>

<p></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/cocuklarda-mevsimsel-hastaliklara-karsi-uyari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Oct 2025 12:43:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/10/cocuklarda_mevsimsel_hastaliklara_karsi_uyari_h8945_528e2.jpg" type="image/jpeg" length="27276"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevsim geçişlerinde bağışıklığı güçlendiren beslenme önerileri]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/mevsim-gecislerinde-bagisikligi-guclendiren-beslenme-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/mevsim-gecislerinde-bagisikligi-guclendiren-beslenme-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Duru Gıda Beslenme Danışmanı Diyetisyen Emine Uluçay, mevsim geçişlerinde sık görülen halsizlik ve hastalıklara karşı bağışıklık sistemini güçlü tutmanın yollarını anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Mevsim geçişleri, vücudun sıcaklık ve nem değişimlerine uyum sağlamaya çalıştığı, dolayısıyla bağışıklık sisteminin daha hassas hale geldiği dönemlerdir. Bu süreçte yeterli, dengeli ve çeşitli beslenme; vücudun hastalıklara karşı savunmasını güçlendirmede kritik rol oynar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duru Gıda Beslenme Danışmanı Emine Uluçay, “Renkli ve doğal besinlerle hazırlanan dengeli öğünler, vücudun vitamin, mineral ve antioksidan ihtiyacını karşılayarak bağışıklığı destekler. Her öğünde sebze, tam tahıl ve kompleks karbonhidrat kaynaklarına yer vermek büyük önem taşır. Bulgur, beyaz pirince göre daha düşük glisemik indekse sahip olduğundan enerji dengesini korurken kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olur. Basmati pirinç de hafif yapısı ve düşük yağ oranıyla dengeli öğünlerin ideal tamamlayıcısıdır.” dedi.</p>

<p>Uluçay, bu dönemde özellikle <strong>C vitamini</strong> yönünden zengin portakal, mandalina, kivi, nar, roka, kırmızı biber gibi besinlerle birlikte <strong>A vitamini</strong> kaynaklarının (bal kabağı, havuç, ıspanak, yumurta sarısı) da sofralardan eksik edilmemesi gerektiğini belirtti. Ayrıca <strong>çinko, selenyum ve D vitamini</strong> alımının da bağışıklık sisteminin düzgün çalışması açısından önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p>“Bağışıklığın yaklaşık yüzde 70’inin bağırsaklarda şekillendiğini düşündüğümüzde, sindirim sistemine iyi bakmak büyük önem taşıyor” diyen Uluçay, probiyotik ve prebiyotik besinlerin düzenli tüketilmesi gerektiğini söyledi. “Yoğurt, kefir, tarhana gibi probiyotikler ile soğan, sarımsak, muz, yulaf ve <strong>bulgur</strong> gibi prebiyotik kaynaklar birlikte tüketildiğinde, bağırsak sağlığını destekleyerek vücudun savunma mekanizmasını güçlendirir.”</p>

<p>Uluçay son olarak; gün içinde yeterli su tüketmenin (1.5–2.5 litre), uyku kalitesine özen göstermenin, işlenmiş gıdalardan uzak durmanın ve düzenli egzersizin bağışıklığı desteklediğini hatırlattı. “Zencefil, ıhlamur, kuşburnu ve zerdeçal gibi bitki çayları da bu dönemde doğal destek sağlar,” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/mevsim-gecislerinde-bagisikligi-guclendiren-beslenme-onerileri</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 10:27:19 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/10/mevsim_gecislerinde_bagisikligi_guclendiren_beslenme_onerileri_h8941_08dc7.png" type="image/jpeg" length="30277"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göz yaralanmaları gözünüzden kaçmasın!]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/goz-yaralanmalari-gozunuzden-kacmasin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/goz-yaralanmalari-gozunuzden-kacmasin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günlük hayatta en sık karşılaşılan göz yaralanmaları çoğu zaman önemsenmeyip tedavi için geç kalındığında ağır tablolara kadar ilerleyebiliyor. Zamanında müdahale edilmeyen göz yaralanmalarının görme kayıplarına dahi yol açabileceğini söyleyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Habibe Topuz, göz sağlığını korumak için dikkat edilmesi gerekenleri paylaştı.<br />
 </p>

<center>
<table class="table table-bordered table-sm">
	<tbody>
		<tr>
			<td align="center" id="m_-8729838319587266245bodyinside" valign="top">
			<table class="table table-bordered table-sm">
				<tbody>
					<tr>
						<td align="center" valign="top">
						<table class="table table-bordered table-sm">
							<tbody>
								<tr>
									<td valign="top"></td>
								</tr>
							</tbody>
						</table>
						</td>
					</tr>
					<tr>
						<td align="center" valign="top">
						<table class="table table-bordered table-sm">
							<tbody>
								<tr>
									<td valign="top">
									<p>Evde ya da iş yerinde oldukça sık rastlanan göz yaralanmaları, çoğu zaman suyla yıkayarak geçiştirdiğimiz bir durum. Hatta kızarıklık veya görme bulanıklığı olmadığında acil servise veya bir göz hekimine başvurmaktan kaçınabiliyoruz. Oysa geç kalındığında çok ciddi durumlar ortaya çıkabiliyor. Bu da daha uzun süren tedaviler, hatta zaman zaman kalıcı izler demek. Özellikle kornea tabakasında oluşan çizilmeler, yabancı cisimlerin neden olduğu ve çıplak gözle dışarıdan görülemeyen izler, görme kalitesinin düşmesinde önemli bir etken. </p>

									<p></p>

									<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Habibe Topuz</strong>, göz yaralanmalarının ciddiye alınması ve en kısa sürede göz doktoruna başvurulması gerektiğinin altını çizdi. Reçetesiz alınan damlaların bilinçsiz kullanımının daha fazla ağrıya sebep olabileceğine veya yaralanmayı daha da kötüleştirebileceğine dikkat çeken <strong>Dr. Topuz</strong>, “Reçeteli ilaçlar ise yalnızca reçete edildikleri rahatsızlık için kullanılmalıdır, acil tedavi için uygun olmayabilir” diyor. </p>

									<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

									<p><strong>Göz Yaralanmalarının Tedavisinde Uygulanması Gereken Adımlar  </strong></p>

									<p>Göz yaralanmalarının pek çok farklı sebebi var. Bunları; bebek ya da ev hayvanlarının tırnak çiziklerinden gözleri sürekli bastırarak kaşımaya, ev temizliğinde kullanılan kimyasal maddelerin temasından cilt kremlerine, spor aletleriyle alınan darbelerden kırılan cam ya da porselen parçalarının çarpmasına kadar çok geniş bir yelpazede sıralamak mümkün. Ancak sebebi ne olursa olsun göz yaralanmalarında; özellikle ağrı, sulanma, kızarıklık, kaşıntı, görme azlığı, göz kapağında kesik veya çizik, göz bebeklerinde büyüklük farkı, gözün içinde veya kapağında kanama ve morarma gibi belirtilerde vakit kaybetmeden bir göz hekimine veya acil servis hekimine başvurulması gerekir. Farklı nedenlerden kaynaklanan göz yaralanmalarında atılacak ilk adımlar da önemli. Bu noktada hassas davranmak ve en doğru şekilde hareket etmek için aşağıdaki uzman önerilerini dikkate almakta fayda var.  </p>

									<p></p>

									<ul type="disc">
										<li>Gözünüzde anormal ağrı, batma, aşırı sulanma varsa ve bulanık görüyorsanız bir göz pedi ile gözünüzü kapatın. Gözünüze göz damlası, merhem veya başka bir sıvı damlatmayın. En kısa zamanda göz hekimine veya hastanelerin acil servisine başvurun. </li>
										<li>Gözünüze kum, kir, toz, toprak veya diğer küçük parçacıkların kaçması halinde birkaç kez göz kırpma veya temiz suyla yıkama yolunu deneyin. Sulanma ve batma devam ederse acil servise başvurun veya göz hekimine muayene olun. </li>
										<li>Gözünüze metal, cam, porselen, seramik, sert plastik, epoksi, yapıştırıcı veya buna benzer yapay malzemelerin parçaları kaçmışsa gözünüzü ovuşturmayın. En kısa zamanda göz hekimine gidin. </li>
										<li>Gözünüze gelen darbelerde ağrı ve şişliği azaltmak için hafifçe soğuk kompres uygulayın. Enfeksiyon riski nedeniyle, et veya benzeri yiyecekleri gözünüzde uygulamayın. Hafif bir darbeden sonra bile gözünüzde morarma, ağrı veya görme bozukluğu meydana gelirse mutlaka bir uzmana başvurun. Hafif bir darbe bile göz içi kanamalardan retina dekolmanı gibi ciddi göz yaralanmalara kadar birçok ciddi göz hasarına neden olabilir.</li>
										<li>Gözünüzde kesici veya delici travma olursa, fazla bastırmadan gözünüzün üzerine bir kapatıcı (rondel, gazlı bez vs.) yerleştirin. Tıbbi yardım alana kadar bekleyin. Kesinlikle suyla, serumla veya farklı bir sıvıyla hatta göz damlasıyla dahi yıkamayın.</li>
										<li>Gözde kimyasal yanıklar ve sıçramalarda ise gözünüzü bol temiz suyla yıkayın ve hızlıca acil tıbbi yardım alın.</li>
									</ul>
									</td>
								</tr>
							</tbody>
						</table>
						</td>
					</tr>
				</tbody>
			</table>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>
</center>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/goz-yaralanmalari-gozunuzden-kacmasin</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Oct 2025 09:12:59 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/10/goz_yaralanmalari_gozunuzden_kacmasin_h8932_205c6.jpg" type="image/jpeg" length="53839"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kireçlenmeye karşı kalıcı çözüm: protez cerrahisi]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/kireclenmeye-karsi-kalici-cozum-protez-cerrahisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/kireclenmeye-karsi-kalici-cozum-protez-cerrahisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kireçlenme, eklem kıkırdağının zamanla yıpranmasıyla ortaya çıkan ve özellikle diz, kalça, bel ve ellerde ağrı, tutukluk ve hareket kısıtlılığına yol açan önemli bir sağlık sorunu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><br />
Tamamen önlenemese de yaşam tarzı değişiklikleri ve düzenli takip ile ilerlemesini<br />
yavaşlatmanın ve yaşam kalitesini artırmanın mümkün olduğunu belirten Anadolu Sağlık<br />
Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Şanel, “Diz<br />
eklemini harap eden ileri düzey kireçlenme özellikle orta ve ileri yaş grubunda günlük<br />
yaşamı ciddi şekilde kısıtlıyor. Yürümekte zorlanan, merdiven inip çıkmakta güçlük çeken<br />
ya da dinlenme halinde bile ağrı yaşayan hastalar için protez cerrahisi fark yaratan bir<br />
çözüm” dedi.<br />
Modern tekniklerle yapılan diz protezi ameliyatlarının günümüzde çok daha güvenli ve<br />
konforlu hale geldiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve<br />
Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Şanel, “Ameliyat kararı verildikten sonra hastaya detaylı<br />
tetkikler uygulanır ve anestezi ile reanimasyon uzmanları tarafından kapsamlı bir<br />
değerlendirme yapılır. Hazırlıkların ardından gerçekleştirilen operasyon ortalama bir ila bir<br />
buçuk saat sürer. Ameliyat sonrası temel amaç hastayı en kısa sürede ayağa kaldırmak ve<br />
yürütmektir. Çoğu hasta ameliyatın ertesi günü ilk adımlarını atabilse de bu süreçte fizik<br />
tedavi ve rehabilitasyon desteği de çok kıymetli” dedi.<br />
Cerrahi sonrası spor hayatına dönülebilir<br />
Gelişen implant teknolojisi sayesinde kullanılan protezlerin ortalama 15–20 yıl<br />
dayanabildiğini söyleyen Şanel, “Ameliyat sonrası hasta günlük yaşamına daha ağrısız ve<br />
rahat bir şekilde döner. Uygun kas ve vücut yapısına sahip olanlar; yürüyüş, yüzme, bisiklet<br />
hatta tenis gibi sporlara bile geri dönebilir” açıklamasında bulundu.<br />
Her ne kadar protez teknolojisindeki gelişmeler hastalara büyük konfor sunsa da<br />
kireçlenmenin önlenmesi ve eklem sağlığının korunmasının hâlâ en etkili yaklaşım olduğunu<br />
vurgulayan Prof. Dr. Selim Şanel, kireçlenmeye karşı alınabilecek önlemlerden bahsetti:<br />
Düzenli egzersizle kaslarınızı güçlendirin<br />
Fizik tedavi egzersizleri ve hafif direnç çalışmaları ile kaslarınızı güçlendirerek eklemlerin<br />
yükünü azaltın. Yürüyüş, yüzme, pilates veya bisiklet gibi eklemi zorlamayan aktiviteler de<br />
tercih edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdeal kilonuzu koruyun<br />
Fazla kilo özellikle diz ve kalça eklemlerinde kireçlenmeyi hızlandıracağı için ideal kilonuzu<br />
korumaya özen gösterin.<br />
Sağlıklı beslenin<br />
Omega-3 içeren balık, ceviz, keten tohumu gibi gıdalarla, C ve E vitamini içeren besinleri<br />
sofranızdan eksik etmeyin.<br />
Bol su için<br />
Eklem kıkırdaklarının beslenmesi için günlük yeterli sıvı alımına özen gösterin.<br />
Eklem dostu alışkanlıklar edinin<br />
Uzun süre ayakta kalmaktan, diz çökme ve çömelme gibi zorlayıcı hareketlerden kaçının.<br />
Ortopedik ayakkabılar tercih edin<br />
Ayağınızı ve dizinizi destekleyen ayakkabılar eklem sağlığını koruyacağı için ortopedik olanları<br />
seçmeye dikkat edin.<br />
Sıcak-soğuk kompresten yararlanın<br />
Kireçlenmede sıcak kompres kasları gevşetip eklem sertliğini azaltırken, soğuk kompres<br />
iltihap ve şişliği hafifletir, ağrıyı azaltır. Bu nedenle eklemde şişlik yoksa sıcak, şişlik ve iltihap<br />
varsa soğuk kompres tercih edin.<br />
Düzenli doktor kontrolünü ihmal etmeyin<br />
Erken teşhis ve takip, kireçlenmenin ilerlemesini yavaşlatır bu nedenle doktor kontrollerinizi<br />
aksatmayın.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/kireclenmeye-karsi-kalici-cozum-protez-cerrahisi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Oct 2025 09:17:08 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/10/kireclenmeye_karsi_kalici_cozum_protez_cerrahisi_h8919_56d38.jpg" type="image/jpeg" length="44295"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Büyükşehir’den diz sağlığını korumak için öneriler]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/buyuksehirden-diz-sagligini-korumak-icin-oneriler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/buyuksehirden-diz-sagligini-korumak-icin-oneriler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi, kadınların diz sağlığını koruması amacıyla Anne Şehir Merkezi Akasya’da bilgilendirme semineri düzenledi. Seminerde atılımcılara diz sağlığı ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><b>DİZ PROBLEMLERİ VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ</b></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kadınların sağlık bilincini artırmaya yönelik çalışmalarına devam ediyor. Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Anne Şehir Merkezleri fizyoterapistlerinden Hatice Kübra Gür, düzenlenen seminerde üyelere diz sağlığı ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.</p>

<p></p>

<p><b>“DİZ AĞRISINI HAFİFE ALMAYIN”</b></p>

<p>Diz ekleminin yapısını, menisküs, bağ yaralanmaları, bursit, kireçlenme, romatoid artrit gibi yaygın diz problemlerini anlatan Gür, “Diz ağrısının kaynağı doğru tespit edilmeden yapılan uygulamalar bazen sorunu büyütebilir. Bu yüzden bu ağrıyı hafife almayın. Doğru teşhis, doğru tedavi planının temelidir. Diz sağlığı için uygun zeminlerde yürümenin, doğru egzersizlerin ve ayak basış problemlerinin düzeltilmesi önemlidir. Diz eklemini zorlayacak tekrarlayıcı aktivitelerden kaçınmak, sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü sağlamak, doğru egzersizleri tercih etmek, ayak basış problemlerini gidermek ve doğru ayakkabı seçmek diz sağlığını korumada en önemli adımlardır” dedi. Seminerin sonunda katılımcıların soruları yanıtlanarak, merak edilen konulara açıklık getirildi.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/buyuksehirden-diz-sagligini-korumak-icin-oneriler</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Aug 2025 10:57:22 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/08/buyuksehirden_diz_sagligini_korumak_icin_oneriler_h8791_118b9.jpg" type="image/jpeg" length="31393"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda Sıcak çarpmasına dikkat]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/cocuklarda-sicak-carpmasina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/cocuklarda-sicak-carpmasina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte çocuklarda sıcak çarpması vakalarında da artış yaşanabiliyor. Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahfuz Aydoğan, sıcak çarpmasının özellikle bebekler ve küçük yaştaki çocuklar için ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekerek ailelere önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Yaz aylarında uzun süre güneşe maruz kalmak çocukların vücut ısısını bozabilir</p>

<p>Uzm. Dr. Mahfuz Aydoğan, sıcak çarpmasını vücut ısısının ani yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve merkezi sinir sistemini etkileyebilen ciddi bir durum olarak tanımlıyor. Çocukların, ısıyı düzenleyen sistemleri henüz yeterince gelişmediği için yetişkinlere oranla çok daha kısa sürede etkilenebileceğini de belirtiyor. Özellikle güneşin dik geldiği saatlerde dışarıda uzun süre kalan çocuklarda bu risk daha da artabilir.</p>

<p>Güneş çarpması her zaman belirti vermez</p>

<p>Çocuklarda sıcak çarpması çoğu zaman ani başlayan ama her zaman belirgin olmayan semptomlarla kendini gösterebilir. Ciltte kızarıklık ve aşırı sıcaklık hissi, yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı ve kusma gibi semptomlar görülebilir. </p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Mahfuz Aydoğan, “Bazı çocuklar başlangıçta sadece keyifsiz ya da yorgun görünebilir. Bu tablo aileler tarafından ihmal edilmemelidir.” uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Bebeklerde ise semptomlar sessiz seyredebilir</p>

<p>Bebeklerde durumun daha sinsi ilerleyebileceğini belirten Uzm. Dr. Mahfuz Aydoğan, huzursuzluk, emmede azalma, donuk bakış ve ciltte sıcaklık artışının ilk dikkat edilmesi gereken bulgular arasında olduğunu ifade ediyor. </p>

<p>Güneş çarpmasını önlemek için basit ama etkili yöntemler mevcut </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların günün en sıcak saatleri olan 10.00–16.00 arasında doğrudan güneşe çıkarılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Mahfuz Aydoğan, açık renkli ve hava geçirgenliği yüksek giysilerin tercih edilmesi, şapka ve güneş gözlüğü kullanımının teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca güneş koruyucu kremlerin düzenli kullanımı ve sıvı alımının artırılması da önemli koruyucu önlemler arasında yer alıyor.</p>

<p></p>

<p>Sıcak çarpması, çocuklarda yalnızca geçici bir rahatsızlık değil, zamanında fark edilmediğinde kalıcı hasarlara yol açabilen ciddi bir sağlık sorunudur. Uzm. Dr. Mahfuz Aydoğan, “Özellikle yaz dönemlerinde ebeveynlerin çevresel koşulları yakından takip etmesi, çocuklarının su tüketimini ve davranışlarını gözlemlemesi oldukça önemlidir. Basit gibi görünen belirtiler, altta yatan ciddi bir tablonun habercisi olabilir.” diyerek aileleri uyarıyor. </p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/cocuklarda-sicak-carpmasina-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Jul 2025 09:45:57 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/07/cocuklarda_sicak_carpmasina_dikkat_h8720_fe93a.jpg" type="image/jpeg" length="85683"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zihinsel yük kadınları sessizce yoruyor!]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zihinsel iş yükünün günlük yaşamın görünmeyen organizasyonu olduğunu belirten uzmanlar, planlamak, hatırlamak, ön görmek ve organize etmek gibi yıpratıcı sorumluluklarla hayatı şekillendirdiğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><strong>Özellikle kadınlar ve annelerin bu yükü doğal bir görev gibi içselleştirdiklerini aktaran Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu da uzun vadede stres, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı, uyku bozuklukları, duygusal patlamalar, sinirlilik ve depresyon gibi ruhsal sorunlara zemin hazırlar.” dedi. Yardım etmenin değil, sorumluluğu paylaşmanın zihinsel yükü hafifletmenin tek yolu olduğunu vurgulayan Ülkü, toplumun dayattığı rollerin, kadınları sürekli tetikte tutarken erkeklerin katkısının genellikle fiziksel yardımla sınırlı kaldığını ifade etti. Ülkü ayrıca, zihinsel yükle başa çıkmak için farkındalık, açık iletişim ve mükemmeliyetçilikten uzak durulması gerektiğini önerdi.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, zihinsel iş yükünün özellikle kadınlar ve anneler üzerindeki görünmez etkilerinden bahsetti. </p>

<p><strong>Zihinsel iş yükü, tıpkı bir bilgisayarın arka planında çalışan uygulamalar gibi enerji tüketir…</strong></p>

<p>Zihinsel iş yükünün günlük yaşamın görünmeyen organizasyonu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Evin işleyişini planlamak, eksikleri fark etmek, ihtiyaçları önceden sezmek, krizleri önlemek, detayları hatırlamak ve her bireyin yaşamını sürdürmesini kolaylaştırmak için sürekli tetikte olmak demektir.” dedi.</p>

<p>Bu yükün, genellikle fark edilmediğini aktaran Ülkü, “Çünkü ne fiziksel bir hareket içerir ne de kolayca gözlemlenebilir. Ancak zihin sürekli çalışır. Tıpkı bir bilgisayarın arka planında çalışan uygulamalar gibi; dışarıdan belli olmasa da enerji tüketir, yorucu olur ve uzun vadede sistemi yavaşlatır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Kadınlar, anneliği kutsal bir sorumluluk olarak gördükleri için zihinsel yükü içselleştirir!</strong></p>

<p>Özellikle annelerin, bu zihinsel yükü çoğu zaman sorgulamadan ve doğal bir görevmiş gibi üstlendiklerine işaret eden Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çünkü çocuk doğduğu andan itibaren anneden ‘bilmek’, ‘ön görmek’, ‘düzenlemek’ ve ‘yetişmek’ beklenir. Annelik kutsal bir sorumluluk olarak kodlandığı için kadınlar bu görünmez yükü taşımayı çoğu zaman içselleştirir.” dedi.</p>

<p>Bir annenin zihnindeki günlük iç sesin nasıl olabileceğine örnekler veren Ülkü, şunları söyledi:</p>

<p>“Sabah kahvaltıda ne yapsam? Çocuğun montu küçülmüş müydü? Hafta sonu misafir gelecek, eksik malzemeleri almalıyım. Eşim yorgundu, akşam daha sessiz olayım. Kayınvalidem aramıştı, dönmeyi unutmayayım. Doğum günü yaklaşıyor, ne hediye alsam? Okulun veli toplantısı vardı, tarihini tekrar kontrol etmeliyim… Bu cümleler size tanıdık geliyorsa, zihinsel yükün tam da merkezindesiniz demektir.”</p>

<p><strong>Zihinsel yük görünmezdir, bu nedenle takdir edilmez…</strong></p>

<p>Sürekli plan yapmanın, hatırlamanın ve organize etmenin zihinsel enerjiyi tükettiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Bu da uzun vadede stres, tükenmişlik, dikkat dağınıklığı, uyku bozuklukları, duygusal patlamalar, sinirlilik ve depresyon gibi ruhsal sorunlara zemin hazırlar.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çoğu annenin ‘yorgunum ama nedenini bilmiyorum’ dediğini kaydeden Ülkü, “Fiziksel olarak bir şey yapmasa da zihni hiç durmaz. Bu sürekli tetikte olma hali, hem bedeni hem de zihni tükenme noktasına getirir. Zihinsel yük çoğu zaman takdir edilmez, görünmezdir. Bu da annede değersizlik hissi yaratır. Kendisini yalnız, anlaşılmamış ve tükenmiş hissetmesine neden olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Yardım etmek değil, birlikte sorumluluk almak hedeflenmeli!</strong></p>

<p>Toplumun, zihinsel iş yükünü genellikle kadınlara atfettiğini yineleyen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Kadın, evin düzenleyicisi, planlayıcısı, ‘her şeyi bilen kişisi’ rolüne sıkıştırılır. Erkeklerin ise çoğunlukla yalnızca fiziksel olarak yaptığı yardımlar görünür hale gelir. Ama asıl yük planlamakta, takip etmekte ve hatırlamakta gizlidir.” dedi.</p>

<p>“Erkek ‘yardım eder’, kadın ise ‘sorumludur’. Aradaki bu fark, zihinsel yükün adil biçimde paylaşılmasının önündeki en büyük engeldir.” diyen Ülkü, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Üstelik bu sadece bireysel ilişkilerin değil; kültürel kodların, medyanın, eğitim sisteminin ve yetiştirilme biçimlerinin sonucudur. Erkek çocuklara ‘sorumluluk alma’ değil ‘yardım etme’ öğretilir. Kadınlar ise küçük yaştan itibaren ‘ayrıntıları düşünme’ sorumluluğuyla büyür.</p>

<p>‘Eşim istersem yapıyor zaten’ veya ‘söylediğimde yardım ediyor’ cümleleri zihinsel yükün halen kadında olduğunu gösterir. Çünkü bir kişinin görev alması için ona görev verilmesi gerekiyorsa, sorumluluk hâlâ o kişinin değildir. Zihinsel yükün eşit paylaşımı, ancak iki tarafın da aktif şekilde görev üstlenmesiyle mümkün olur. Baba sadece çocuğu parka götüren kişi değil; okul kayıt tarihini bilen, beslenme çantasını düşünen, kıyafet alışverişini planlayan kişi de olmalıdır. Yardım etmek değil, birlikte sorumluluk almak hedeflenmelidir.”</p>

<p><strong>Yükün ne kadarını kendi isteğimizle, ne kadarını alışılmış rollerle taşıdığımızı görmek gerekir!</strong></p>

<p>Zihinsel yükle baş etmek için ilk adımın fark etmek olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Yükün ne kadarını kendi isteğimizle, ne kadarını alışılmış rollerle taşıdığımızı görmek gerekir.” dedi.</p>

<p>İkinci adımın ise bu yükü paylaşma konusunda açık iletişim kurmak olduğunu kaydeden Ülkü, “Suçlayıcı değil; ihtiyaç odaklı bir dille konuşmak önemlidir. ‘Bu konuları hep ben düşünüyorum, bu beni yoruyor. Senin de aktif katkına ihtiyacım var’ gibi cümleler etkili olabilir. Üçüncü adım ise mükemmeliyetçiliği bırakmaktır. Her şeyi eksiksiz yapma isteği, zihinsel yükü daha da artırır. ‘Yeterince iyi anne’ olmak, ‘kusursuz anne’ olmaktan daha gerçekçidir. Ayrıca annelerin kendi kişisel alanlarını yaratmaları, dinlenmeye ve duygusal destek almaya hakları olduğunu kabul etmeleri gerekir. Gerekirse psikolojik destek alınmalı. Unutmayın, ruh sağlığınız sizin için de çocuğunuz için de kıymetli.” önerilerinde bulundu.</p>

<p><strong>Sessizlik, bir tür görünmezliğe dönüşür!</strong></p>

<p>Zihinsel yükün dile getirilmediğinde, zamanla öfkeye, kırgınlığa, içe kapanmaya, kaygıya ve depresyona dönüşebildiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Kadınlar çoğu zaman içten içe ‘bunu neden sadece ben düşünüyorum?’ sorusunun cevabını bulamaz ve kendini yalnız hisseder. Sessizlik, bir tür görünmezliğe dönüşür. Ne yaşadığını kimse anlamaz çünkü söylemez. Bu da kadını iç dünyasında izole eder, ilişkilerde mesafe yaratır, tükenmişlik hissini artırır.” </p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/zihinsel-yuk-kadinlari-sessizce-yoruyor</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Jul 2025 10:00:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/07/zihinsel_yuk_kadinlari_sessizce_yoruyor_h8715_619de.jpg" type="image/jpeg" length="48082"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Skolyoz erken tanı ile kontrol altına alınabilir]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/skolyoz-erken-tani-ile-kontrol-altina-alinabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/skolyoz-erken-tani-ile-kontrol-altina-alinabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[VM Medical Park Gebze Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi (Nöroşirürji) Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, duruş bozuklukları ve çocuklarda skolyoz hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Skolyozun nedenlerine dikkat çeken VM Medical Park Gebze Hastanesi Beyin ve Sinir<br />
Cerrahisi (Nöroşirürji) Uzmanı Op. Dr. Ercan Kaya, “Adölesan idiopatik skolyoz, en sık<br />
ergenlik döneminde, yani 10-18 yaş arasında ortaya çıkar. Bu yaş aralığı, hızlı büyüme<br />
ataklarının yaşandığı dönem olduğundan, omurganın dengede kalmakta zorlanması<br />
eğriliğin ilerleme riskini artırabilir. Erken teşhis edilen ve doğru şekilde tedavi edilen<br />
vakalarda eğrilik, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan kontrol altına alınabilir” dedi.<br />
VM Medical Park Gebze Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi (Nöroşirürji) Uzmanı Op. Dr.<br />
Ercan Kaya, duruş bozuklukları ve çocuklarda skolyoz hakkında açıklamalarda bulundu.<br />
Duruş bozukluklarının ne olduğundan bahseden Op. Dr. Kaya, “Duruş bozuklukları, genel<br />
olarak yapısal olmayan ve yapısal olmak üzere ikiye ayrılır. Yapısal olmayan duruş<br />
bozuklukları; genellikle yanlış oturma alışkanlıkları, ağır sırt çantaları veya kas<br />
dengesizliklerinden kaynaklanır. Bu tür duruş bozuklukları, doğru duruş alışkanlıkları, düzenli<br />
egzersizler ve yaşam tarzı değişiklikleriyle düzeltilebilir. Yapısal duruş bozuklukları<br />
ise; omurga yapısındaki kalıcı değişikliklerden kaynaklanır. Bu grupta en sık karşılaşılan<br />
sorun skolyozdur” diye konuştu.<br />
Skolyozun tanımını yapan Op. Dr. Kaya, Skolyozun, omurganın sağa veya sola doğru, “S”<br />
veya “C” şeklinde anormal bir eğrilik göstermesi durumu olduğunu dile getiren Op. Dr. Kaya,<br />
“Omurların kendi ekseni etrafında dönmesiyle sırtın asimetrik bir görünüm almasına yol açar.<br />
En yaygın türü olan Adölesan İdiopatik Skolyoz (AIS), ergenlik döneminde ortaya çıkar. Diğer<br />
skolyoz türleri arasında doğumsal anomalilerden kaynaklanan konjenital skolyoz, sinir-kas<br />
hastalıklarına bağlı nöromüsküler skolyoz ve 10 yaş öncesinde görülen erken başlangıçlı<br />
skolyoz yer alır” şeklinde konuştu.<br />
GENETİK FAKTÖRLERDEN KAYNAKLANABİLİR<br />
Adölesan idiopatik skolyozun kesin nedeni tam olarak bilinmese de genetik faktörlerin önemli<br />
bir rol oynadığının düşünüldüğünü söyleyen Op. Dr. Kaya, “Ailede skolyoz öyküsü olan<br />
çocuklarda risk daha yüksektir. Hormonal değişiklikler, sinir-kas dengesizlikleri ve hızlı<br />
büyüme döneminde omurganın dengede kalmakta zorlanması da olası nedenler arasında<br />
yer alır” dedi.<br />
BU BELİRTİLERE DİKKAT EDİLMELİ<br />
Skolyozun belirgin bir ağrıya yol açmadığı için ilerleyişinin farkedilmeyebileceğine değinen<br />
Op. Dr. Kaya, skolyozda görülebilecek belirtileri şöyle sıraladı:<br />
- “Omuzların, kalçaların veya kürek kemiklerinin asimetrik duruşu,<br />
- Bir omuzun diğerinden daha yüksek olması,<br />
- Bel çizgisinin dengesiz görünmesi,<br />
- Öne eğilme sırasında sırtta bir çıkıntının fark edilmesi”<br />
10-18 YAŞ ARALIĞINDA ORTAYA ÇIKAR<br />
Skolyozun hangi yaşlarda daha sık görüldüğünü belirten Op. Dr. Kaya, “Adölesan idiopatik<br />
skolyoz en sık ergenlik döneminde, yani 10-18 yaş arasında ortaya çıkar. Bu yaş aralığı, hızlı<br />
büyüme ataklarının yaşandığı dönem olduğundan, omurganın dengede kalmakta zorlanması<br />
eğriliğin ilerleme riskini artırabilir. Kız çocuklarında hem görülme sıklığı hem de eğrilik<br />
derecesinin ilerleme riski erkeklere kıyasla daha yüksektir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>TEŞHİS SÜRECİ<br />
Skolyozun kendiliğinden düzelmediğini ve doğrudan önleme yöntemlerinin olmadığına dikkat<br />
çeken Op. Dr. Kaya, şu bilgileri paylaştı:<br />
“Erken teşhis edilen ve doğru şekilde tedavi edilen vakalarda eğrilik, cerrahi müdahaleye<br />
gerek kalmadan kontrol altına alınabilir. Teşhis, muayene ve görüntüleme yöntemleri ile<br />
konur. Hekim çocuğun omuz, kalça ve bel hizasını kontrol eder. Öne eğilme ile omurgadaki<br />
asimetriler gözlemlenir. Skolyozun kesin teşhisi ve eğrilik derecesinin ölçülmesi için röntgen<br />
çekilir. Gerek görülen bazı hastalarda omuriliği değerlendirmek için MR da çekilebilir.”<br />
FİZİK TEDAVİ UYGULANABİLİR<br />
Tedavi yollarına bahseden Op. Dr. Kaya, “Tedavi, eğriliğin derecesine, çocuğun yaşına ve<br />
büyüme potansiyeline göre değişir. Her aşamada fizik tedaviyle desteklenmekle birlikte; hafif<br />
skolyoz vakaları, düzenli kontrollerle takip edilir. Orta dereceli eğriliklerde, omurganın eğrilik<br />
derecesinin ilerlemesini önlemek için skolyoz korsesi kullanılır. İleri skolyoz vakalarında ise<br />
omurganın düzeltilmesi için cerrahi operasyon gerekir” dedi.<br />
AİLELERE DÜŞEN GÖREVLER<br />
Son olarak ailelere düşen görevleri anlatan Op. Dr. Kaya, “Aileler, çocuklarının sırtını düzenli<br />
olarak çıplak vaziyette hem dik hem de öne doğru eğilmiş halde gözlemeliler. Omurgasının<br />
düz bir hat üzerinde olup olmadığı ve yukarıdaki belirtilerin olup olmadığını kontrol etmeliler.<br />
Herhangi bir asimetri farkettiklerinde bir omurga cerrahına başvurmalılar” ifadelerini kullandı.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/skolyoz-erken-tani-ile-kontrol-altina-alinabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 26 Jul 2025 21:28:24 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/07/skolyoz_erken_tani_ile_kontrol_altina_alinabilir_h8705_1c221.jpg" type="image/jpeg" length="60842"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnmeyi önlemenin 8 yolu]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/inmeyi-onlemenin-8-yolu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/inmeyi-onlemenin-8-yolu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnme (felç), beyne giden kan akışının ani bir şekilde kesilmesi veya azalması sonucu meydana gelen ciddi bir sağlık sorunudur. Beyin hücreleri, oksijen ve besin alamadığı için dakikalar içinde ölmeye başlar ve bu durum kalıcı beyin hasarına, uzun süreli engellere veya ölüme yol açabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Birçok riskin kontrol altına alınarak felçten korunabileceğini belirten Fiziksel Tıp ve Robotik Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, felçten korunmak için bugünden itibaren uygulamaya başlayabileceğiniz 8 yol hakkında şu bilgileri verdi:</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>1. YÜKSEK TANSİYONU KONTROL ALTINA ALIN</strong></p>

<p></p>

<p>İnme riskini azaltmak adına yapılabilecek en önemli şeylerden biri yüksek tansiyonu kontrol altında tutmaktır.</p>

<p></p>

<p>Yüksek tansiyon, kontrol altına alınmadığı takdirde felç riskinizi iki, hatta dört katına çıkaran çok önemli bir faktördür. Yüksek tansiyon, hem erkeklerde hem de kadınlarda felç riskinin en büyük etkenidir.</p>

<p></p>

<p>Daha az yağ ve kolestrol, atardamarlarınızdaki birikimi azaltabilir. Kolestrolünüzü yalnızca diyet değişikliğiyle kontrol altına alamazsanız, doktorunuz kolestrol düşücü bir ilaç yazabilir.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>2. KİLO VERİN</strong></p>

<p></p>

<p>Fazla kilolu olmak, yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalık ve diyabet gibi diğer inme riski faktörlerine katkıda bulunur. Obezite ve buna bağlı komplikasyonlar (yüksek tansiyon ve diyabet dahil) felç geçirme olasılığınızı artırır. Fazla kiloluysanız, sadece 4,5 kilo vermeniz bile felç riskiniz üzerinde ciddi bir etki yaratabilir.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>3. DAHA FAZLA EGZERSİZ YAPIN</strong></p>

<p></p>

<p>Düzenli egzersiz, kilo vermeye, diyabeti kontrol etmeye, stresi azaltmaya yardımcı olur ve bu da inme riskini azaltır. Egzersiz tek başına felç riskini azaltıcı bir etkiye de sahiptir.</p>

<p></p>

<p>Haftada en az beş gün orta yoğunlukta egzersiz yapın. Her egzersiziniz en az 30 dakika olsun.</p>

<p></p>

<p>Dizlerinizde problem yoksa mümkün olduğunda asansör yerine merdivenleri kullanın.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>4. ÖLÇÜLÜ İÇİN</strong></p>

<p></p>

<p>İnme riskini azaltmak adına alkol tüketimini sınırlandırabilir ya da tamamen ortadan kaldırabilirsiniz.</p>

<p></p>

<p>Günde ortalama bir bardak alkol tüketmek sorun teşkil etmez. Günde iki içkiden fazla içmeye başladığınızda riskiniz çok ciddi şekilde artar.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>5. SİGARAYI BIRAKIN</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigara içmek felç riskini artıran bir etkendir. Sigara içmek pıhtı oluşumunu birkaç farklı şekilde hızlandırır. Kanınızı koyulaştırır ve atardamarlardaki plak birikimini artırır. O yüzden sigara ve nargile kullanımını bırakmak riski azaltmak adına çok doğru olacaktır.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>6. KALP RİTİM BOZUKLUĞUNUZ VARSA DİKKATLİ OLMALISINIZ</strong></p>

<p></p>

<p>Atriyal fibrilasyon, kalpte pıhtı oluşumuna neden olan düzensiz bir kalp atışı türüdür. Bu pıhtılar daha sonra beyne giderek inmeye neden olabilir. Atriyal fibrilasyon, inme riskini neredeyse beş katına çıkarır ve ciddiye alınmalıdır. Eğer atriyal fibrilasyonunuz varsa, tedavi ettirin.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>7. ŞEKERE DİKKAT</strong></p>

<p></p>

<p>Yüksek kan şekeri zamanla kan damarlarına zarar verir ve içlerinde pıhtı oluşma olasılığını artırır. Diyet, egzersiz ve kilo vermek kan şekerinizi sağlıklı bir aralıkta tutmanıza yardımcı olabilecekken yetmediği durumlarda doktor unuz diyabet ilacı yazabilir.</p>

<p></p>

<p>Kan şekerinizi doktorunuzun talimatlarına göre takip edin.</p>

<p></p>

<p>Kan şekerinizi önerilen aralıkta tutmak için diyet, egzersiz ve ilaç kullanın.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>8. ÇOĞUNLUKLA MEYVE VE SEBZE YİYİN</strong></p>

<p></p>

<p>Meyve ve sebzeler açısından zengin bir diyet yapın. Günde 5 ya da daha fazla porsiyon meyve ya da sebze tüketimi inme riskinizi azaltabilir.</p>

<p>Şeker hastasıysanız, aşırı şeker yüklemesi yapmamak için diyetinizde yazdığı kadar meyve yemelisiniz.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/inmeyi-onlemenin-8-yolu</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:51:10 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/07/inmeyi_onlemenin_8_yolu_h8684_298f6.png" type="image/jpeg" length="36015"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun süreli ve tekrarlayan öksürükler astım habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/uzun-sureli-ve-tekrarlayan-oksurukler-astim-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/uzun-sureli-ve-tekrarlayan-oksurukler-astim-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Astımın ülkemizde yüzde 5 ila 10 arasında görüldüğünü belirten Çocuk İmmünoloji ve
Alerji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Çiçek, “Astımlı hastaların şikayetleri, atakları ve
öksürükleri geceleri daha fazla olabilmektedir. Eforla öksürüğün, nefes darlığının
artması ve efor kapasitesinin düşmesi de oldukça tipiktir. Bazen de sadece tekrarlayan
ve uzun süreli öksürüklerle çocuklar astım tanısı alabilir” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><br />
VM Medical Park Gebze Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Çiçek,<br />
çocukluk çağı astımı konusunda açıklamalarda bulundu.<br />
Astımın ne olduğundan bahseden Doç. Dr. Çiçek, “Astım, solunum yollarının, bronşların<br />
dönem dönem tetikleyicilerle etkilenmesi sonucu, ataklar halinde seyreden hırıltı, hışıltı,<br />
nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, solunum güçlüğü ve öksürük gibi semptomlarla<br />
seyreden bir hastalıktır. Astım çocukluk çağında sosyal hayatın kısıtlanmasına neden<br />
olabilen, okul devamsızlığının ve hastane yatışlarının önemli nedenlerinden biridir.<br />
Ülkemizde yüzde 5 ila 10 arasında görülmektedir. Astımlı hastaların şikâyetleri, atakları ve<br />
öksürükleri geceleri daha fazla olabilmektedir. Eforla öksürüğün, nefes darlığının artması ve<br />
efor kapasitesinin düşmesi de oldukça tipiktir. Bazen de sadece tekrarlayan ve uzun süreli<br />
öksürüklerle çocuklar astım tanısı alabilir” diye konuştu.<br />
EV TOZU AKARLARI NEDEN OLABİLİR<br />
Çocukluk çağı astımının ise solunum yollarının uzun soluklu süreçte enflamasyonu ile<br />
karakterize bir hastalık olduğunun altını çizen Doç. Dr. Çiçek, astımlı çocukların hava<br />
yollarının yapısal olarak daha hassas olduğunu ve genellikle basit bir uyaran/tetikleyici<br />
karşısında bile şikayetlere neden olarak hekime başvurulara sebep olduğunu belirtti.<br />
Doç. Dr. Çiçek, çocukluk çağı astımına neden olan tetikleyici faktörleri ise şöyle sıraladı:<br />
“Sıklıkla alerjenler (aeroalerjenler, ev tozu akarları, polenler, küf sporları, hayvan epitelleri<br />
gibi), solunum yolu enfeksiyonları soğuk hava, hava kirliliği, keskin kokulara, kimyasallara<br />
maruziyet, efor yapmak (gülme, ağlama, koşma), reflü, az sıklıkta da gıda alerjileri.”<br />
NEFES DARLIĞI GÖRÜLEBİLİR<br />
Astımlı çocukların şikayetlerinin yaş gruplarına göre farklılıklar gösterebileceğini ve hastadan<br />
hastaya göre değişebileceğini söyleyen Doç. Dr. Çiçek, “Genellikle semptomlar aralıklı olarak<br />
ortaya çıkar ve hastalık dönemleri arasında sağlıklı, şikayetlerin olmadığı bir dönem de olur.<br />
Hırıltı, hışıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, eforla tetiklenen öksürük, gece artan<br />
öksürük şikayetleri ya da sadece uzamış öksürük ile karşımıza gelebilirler. Özellikle ilk 5 yaş<br />
çocuk grubunda basit solunum yolu enfeksiyonları, burun akıntısı sonrası sık bronşiolit<br />
atakları, ilaçlı buhar/nebül tedavileri gereksinimi ile kendini gösterebilirken, daha büyük yaş<br />
grubunda yaşıtlarına göre çabuk yorulma, efor kapasitesinde kısıtlanma, nefes darlığı ile<br />
hastalar hekime başvurabilirler” dedi.<br />
BAZI TESTLERLE TANI KONULABİLİR<br />
Tanı konma sürecini anlatan Doç. Dr. Çiçek, “Çocukluk çağı astımından şüphelenmek için<br />
astım hastalığını iyi tanımak ve hastanın öyküsünü, şikayetlerini tam anlamıyla anlamak<br />
gerekir. Çünkü çocukluk çağı astımı bir klinik tanıdır. Alerjinin varlığını tespit etmeye yönelik<br />
testler yapılır. Fakat alerjisi olmadan da hastaların benzer şikayetleri olabilir ve çocuk çağı<br />
astım tanısı alabilir. Altta yatan alerjik bir zeminin olması hastaların daha yakın takibini<br />
gerektirir” açıklamasında bulundu.<br />
ASTIM GEÇİCİ MİDİR?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Astımın geçici olup olmadığı konusunda ailelerden sık soru geldiğini belirten Doç. Dr. Çiçek,<br />
“Hastanın astım hastalığının geçici mi, kalıcı mı olacağını öngörmek hastadan hastaya<br />
değişebilen, birçok etkenin rol oynadığı bir süreç sonrası tartışılabilir. Astım semptomlarının<br />
ilk başlangıç yaşı önemli bir etkendir. Semptomlar ne kadar ileri yaşta başlarsa, hastalık<br />
kalıcılığı riski bir o kadar artar. Diğer belirleyici faktörler genetik yükün fazla olması, alerjen<br />
duyarlılığının yüksek olması, solunum fonksiyon testlerinde düşüklük olması, eozinofili, diğer<br />
alerjik hastalıkların varlığı, hava kirliliğine ve sigara dumanına maruziyet olarak sıralanabilir”<br />
dedi.<br />
HANGİ DURUMLARDA UZMAN HEKİME DANIŞILMALI?<br />
Astım tedavisinin başarısının iyi bir aile-hasta-doktor ilişkisine bağlı olduğunu belirten Doç.<br />
Dr. Çiçek, “Atak semptomları ve tedavisi konusunda aile ve hasta bilgilendirilmeli, dikkat<br />
edilmesi gerekenler ve evde uygulanacak yazılı acil durum eylem planı aileye verilmelidir.<br />
Ancak bazı durumlarda şiddetli astım atakları evde tedaviye yanıt vermeyebilir ve hastanede<br />
tedaviye devam etmek gerekebilir. Evde uygulanan rahatlatıcı ilaçlar ile 1 saat içerisinde<br />
düzelme olmuyor, şikayetleri azalmıyor, hışıltı, ıslık sesi benzeri wheezing, hızlı nefes alıp<br />
verme, göğüste çekilme, karın kaslarının kullanılması söz konusu ise, beslenmede azalma,<br />
uyku hali, bilinç bulanıklığı, siyanoz (morarma) var ise, konuşurken zorlanma, duraksama<br />
oluyorsa, evde rahatlatıcı ilaç kullanım ihtiyacı 3 saatten daha sık aralıklarla olmaya<br />
başladıysa ve bu durum 24 saatten daha uzun süre devam ettiyse mutlaka hastane<br />
şartlarında tedaviye devam edilmelidir” ifadelerini kullandı.<br />
TEDAVİ YOLLARI<br />
Tedavi yollarını anlatan Doç. Dr. Çiçek, “Uzun dönemde astım tedavisinin amacı astımda<br />
kontrolü sağlamaktır. Hastanın şikayetlerinin yoğunluğuna ve astım kontrol düzeyine göre<br />
tedaviler planlanır. Bu kapsamda günlük semptom kontrolü ve hastalığın seyrini olumsuz<br />
etkileyecek risk faktörlerinden hastanın korunmasının sağlanması önerilir. Hastanın astımına<br />
eşlik edebilecek ko-morbid hastalıkların tedavisi planlanır. Tedavi rehberlerindeki ilk seçenek,<br />
direkt hava yollarına verilen ilaçlardır. Bu ilaçlar iki gruba ayrılır. Kontrol edici (önleyici) ilaçlar<br />
ve semptom giderici (rahatlatıcı) ilaçlar. Rahatlatıcı ilaçların sık kullanımı sakıncalıdır, kontrol<br />
ediciler ise hekim kontrolünde düzenli kullanılmalıdır. İleri basamak tedavilerde biyolojik ajan<br />
tedavileri devreye girebilir. Diğer önemli tedavi seçeneği de uygun hastalarda alerjen<br />
immünoterapi yöntemidir. Alerjen immünoterapi, alerjik hastalıkların ve çocukluk çağı<br />
astımının doğal seyrini değiştirebilen, alerjik reaksiyonu oluşturan mekanizmayı tedavi eden<br />
önemli ve tek tedavi yöntemidir. Çocukluk çağı astımı erken tanı ve doğru planlanan<br />
tedavilerle kontrol altına alınabilir. Kontrollü astımı olan çocuklar ise sosyal hayatlarını<br />
kısıtlamak zorunda kalmazlar” dedi.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/uzun-sureli-ve-tekrarlayan-oksurukler-astim-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:38:06 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/07/uzun_sureli_ve_tekrarlayan_oksurukler_astim_habercisi_olabilir_h8681_f1a7f.jpg" type="image/jpeg" length="38235"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Meme kanseri hastalarına yaz önerileri]]></title>
      <link>https://www.yenigebze.com/meme-kanseri-hastalarina-yaz-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yenigebze.com/meme-kanseri-hastalarina-yaz-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meme kanseri tedavisi gören hastalar, tedavi sürecinde ve sonrasında genel sağlıklarını korumak, bağışıklık sistemlerini güçlendirmek ve tedaviye bağlı yan etkileri azaltmak için yaşam tarzlarına dikkat etmelidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>MEME KANSERİ HASTALARINA YAZ ÖNERİLERİ</strong></p>

<p> Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları, sıvı kaybı, güneş ışınlarının etkisi ve aktivite seviyelerindeki değişiklikler nedeniyle bu süreçte ekstra önlemler alınması önemlidir. Memorial Ataşehir Hastanesi Meme ve Endokrin Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Bülent Çitgez, yaz aylarında meme kanseri tedavisi gören hastaların dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Beslenme Düzenine Yaz Ayarı Yapılmalı</strong><strong>  </strong></p>

<p>Beslenme, meme kanseri tedavisi sürecinde hastaların enerji seviyelerini korumaları ve bağışıklık sistemlerini desteklemeleri açısından kritik öneme sahiptir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken noktalar şöyle sıralanmaktadır:  </p>

<p><strong>Bol su tüketimi:</strong> Sıcak havalarda vücut daha fazla sıvı kaybettiği için günde en az 2-3 litre su içilmelidir. Su tüketimi, toksinlerin vücuttan atılmasını destekler ve enerji kaybını önler.  </p>

<p><strong>Taze meyve ve sebzeler:</strong> Yaz mevsiminde bol bulunan kırmızı ve mor meyveler (böğürtlen, çilek, vişne) ve yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir. Bu besinler antioksidan zenginliği sayesinde hücre sağlığını destekler.  </p>

<p><strong>Lifli gıdalar:</strong> Tam tahıllı ürünler, baklagiller ve sebzeler bağırsak sağlığını korumak ve sindirimi düzenlemek için tercih edilmelidir.  </p>

<p><strong>Yeterli protein alımı:</strong> Balık, tavuk, yumurta, süt ürünleri ve bitkisel protein kaynakları (mercimek, nohut gibi) kas kütlesini korur ve bağışıklığı destekler.  </p>

<p><strong>Sağlıklı yağlar:</strong> Zeytinyağı, avokado ve ceviz gibi sağlıklı yağ asitleri içeren besinler, hücre yenilenmesini destekler.  </p>

<p><strong>Şeker ve işlenmiş gıdalardan kaçınma:</strong> Rafine şeker ve hazır ürünler yerine doğal besinler tercih edilmelidir.  </p>

<p><strong>Probiyotikler:</strong> Yoğurt ve kefir gibi probiyotik içeren ürünler, bağırsak florasının sağlıklı kalmasına yardımcı olur.  </p>

<p><strong>Az porsiyonlar, sık öğünler:</strong> Mideyi fazla zorlamamak ve enerji seviyesini düzenli tutmak için sık ama küçük öğünlerle beslenilmelidir.  </p>

<p><strong>Alkol ve kafein tüketimi: </strong>Alkol ve kafein vücuttan su atımını artırır ve çeşitli yan etkilere neden olabilir.  </p>

<p><strong>Sıcak Havaya ve Güneşe Karşı Önleminizi Alın</strong></p>

<p>Yaz aylarında güneşin zararlı etkilerinden korunmak ve sıcak havayı doğru yönetmek önemlidir.  </p>

<p><strong>Güneş koruması:</strong> Cilt kanseri riskini azaltmak ve genel deri sağlığını korumak için en az 30 SPF içeren güneş koruyucu düzenli olarak kullanılmalıdır. Güneş ışınlarının yoğun olduğu 10:00-16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede kalınmalıdır.  </p>

<p><strong>Hafif ve nefes alabilen kıyafetler</strong>: Pamuklu ve açık renkli kıyafetler tercih edilerek sıcak bunalmaları önlenebilir. Ayrıca, baş bölgesini korumak için şapka veya şemsiye kullanmak faydalıdır.   </p>

<p><strong>Serin ortamlarda dinlenme:</strong> Evinizin sıcaklık seviyesini kontrol etmek ve bunaltıcı sıcaklardan kaçınmak için serin alanlarda bulunmaya özen gösterilmelidir.  </p>

<p><strong>Fiziksel Aktiviteleri İhmal Etmeyin</strong></p>

<p>Meme kanseri tedavisi gören birçok hasta, yorgunluk ve enerji düşüklüğü yaşayabilir. Ancak, fiziksel aktivite dayanıklılığı artırabilir ve stres azaltabilir.  </p>

<p><strong>Hafif egzersizler:</strong> Yoga, yürüyüş ve esneme hareketleri gibi düşük yoğunluklu egzersizler tercih edin.</p>

<p><strong>Açık havada hareket</strong>: Sabah erken saatlerde veya akşamüzeri, sıcaklık daha düşükken kısa yürüyüşler yapın.  </p>

<p><strong>Güçlü yorgunluk durumunda dinlenme:</strong> Kendinizi zorlamak yerine dinlenmeye zaman ayırın.  </p>

<p><strong>D Vitamini Alımına Özen Gösterin</strong></p>

<p>Meme kanseri tedavisi sürecinde D vitamini seviyelerinin yeterli olması önemlidir. D vitamini alımı güneşlenme yoluyla sağlanabilir, ancak güneşe kontrollü ve koruyucu önlemlerle çıkılmalıdır. Ayrıca, D vitamini eksikliğiniz varsa doktorunuzdan destek almak gerekebilir.  </p>

<p><strong>Enfeksiyonlara Karşı Tedbir Alın</strong></p>

<p>Tedavi sürecinde bağışıklık sistemi genellikle zayıflar, bu da enfeksiyon riskini artırabilir. Yaz aylarında artan sıcaklık, yiyeceklerin bozulmasını hızlandırabilir ve enfeksiyon riskini artırabilir.  </p>

<p><strong> </strong><strong>Besin hijyenine dikkat:</strong> Meyve ve sebzeler iyice yıkayın, çiğ tüketimden önce gerekli temizliği yapın. Dışarıda açıkta satılan yiyeceklerden kaçının.  Gıdaların sıcak havada bozulmasını önlemek için soğuk muhafaza yöntemlerine dikkat edin.   </p>

<p><strong>Kişisel Hijyeninizi koruyun:</strong> Terlemeler ve yaz sıcağında ciltte oluşabilecek tahrişlerden korunmak için düzenli duş alın, cilt temizliği ihmal etmeyin.  </p>

<p><strong>Doktor Takibi ve İlaç Yönetimi Çok Önemli</strong></p>

<p>Tedavi sürecindeki düzenli doktor kontrolleri, ilaç yönetimi ve önerilen tüm tavsiyelere uyulması hayati önem taşır. Yaz aylarında seyahatler veya program değişiklikleri nedeniyle doktor takibini aksatmamak için planlama yapılmalıdır.  </p>

<p><strong>Seyahat Planlamanızı Doğru Yapın</strong></p>

<p>Meme kanseri hastalarında seyahat planlaması da çok önemlidir. Her bireyin sağlık durumu ve ihtiyaçları farklı olduğundan, mutlaka doktor veya diyetisyeninizle görüşerek kişisel bir plan oluşturulmalıdır. Bu öneriler şöyle sıralanabilir:</p>

<ul>
	<li>Uçak veya uzun otomobil seyahatlerinde bacaklarınızı dinlendirmek için mola verin veya dolaşımınızı artıracak hareketler yapın. </li>
	<li>Kullanmanız gereken ilaçları ve tıbbi malzemeleri yanınızda bulundurmayı unutmayın.   </li>
	<li>Seyahatte de olsanız beslenme planınızı bozmayın.</li>
</ul>

<p><strong>Psikolojik Destek Alabilirsiniz</strong></p>

<p>Tedavi sürecinde stres, endişe ve duygusal zorluklar yaşanabilir. Yaz mevsimi, açık hava aktiviteleri ve pozitif ortamlar yaratılabilmesi açısından bir avantajdır.  </p>

<p><strong>Meditasyon ve nefes egzersizleri:</strong> Meditasyon, zihni sakinleştirmek ve stresle başa çıkmak için güçlü bir araçtır.  </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Pozitif sosyal ilişkiler:</strong> Aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek, destek sağlamak ve moralin yükselmesine katkıda bulunur.  </p>

<p><strong>Doğada vakit geçirme:</strong> Yeşillikler içinde vakit geçirmek veya plajda dinlenmek, psikolojik rahatlama sağlayabilir.  </p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.yenigebze.com/meme-kanseri-hastalarina-yaz-onerileri</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Jul 2025 10:17:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yenigebzecom.teimg.com/crop/1280x720/yenigebze-com/images/haberler/2025/07/meme_kanseri_hastalarina_yaz_onerileri_h8669_391dd.jpg" type="image/jpeg" length="56950"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
